
Anlayışı gittikçe kıtlaşan, değer yargılarından uzaklaşan, saygısını yitirmiş, hayatı sadece para olarak gören insanların doğru seçim yapması mümkün değildir. Bu zamanda iki türlü yalnızlık vardır. Birinci yalnızlık kendini bilen insanın eğitim, kariyer, algı, değer yargılarına göre yaptığı seçimlerinden dolayı yalnızlıktır. Bu anlaşılabilir ve toplumda birçok saygı duyduğum insanla zaman zaman görüştüğümde de hepsinde bu duruma ziyadesiyle rastlamaktayım. Diğer yalnızlık ise çok acı sonuçları olan bir yalnızlık; kişinin kendini herkesin üstünde görme çabası, sahip olduğu özgürlük alanının kendine sağladığı güç ile herkesi kendisinin altında görmesinin yanında sahip olduğu yüksek egonun bir sonucu olarak aşırı bilmişlik, “leb demeden leblebiyi anladığını” her durumda tekrar ederek kendinin zekâsının üstünde hiç bir zekâyı kabul etmeyen silahşörlükler! Bu gibi insanların etrafında kendisine saygı gösteren bir tane insan bırakmaması da normal değil mi?
Bu ruhta kimseler eğer hedeflerine birini, bir şeyi koymuşlarsa önce sürekli o şeyi öyle ilgi odağı haline getirirler ki, çünkü bir amaçları vardır. O amaca ise bir an evvel ulaşmak isterler. Eğer bunu o en çok istedikleri anda elde edememişlerse bu sefer hayatlarındaki espri bir anda bozulur. Aynı kumar gibi düşünün bunu. Birkaç rakama tüm pulları yatırıp ruletin hızlıca çevrilmesi ve ibrenin o rakamda durması arasında yaşanan adrenalin, işte tam o noktadır hayatın anlamı. Fakat ne olmuştur? Pulların altında kalan rakam ıskalanmıştır! İşte hayatın sonu! Bu tür indanların hayatları mantar gibidir ve kendileri de çok iyi bilirler ki, konuşmaya geldi mi onları seven birçok dost, arkadaş hatta akraba vardır, fakat kendisi ile başbaşa kaldığında hepsinin kendisiyle niçin görüştüğünü her birinin kendinde nasıl menfaatler beklediğini çok iyi bilir. Açık söylemek gerekirse bunları en iyi tarif eden kukuma kuşlarıdır. Fakat bu durumu hak ederler de… O sebeple, evet insanlar yalnız olabilir, fakat hangi yalnız insansın sen? Saygın bir yalnızlığın içinde yaşayan bir dostumla bugün bunları konuştuk… “İnsan seçimleridir.” dedim ona, o da bana “Haklısın, ama hangi seçimleri?” dedi ve mevzu buralara kadar geldi. Ben bu cümleyi 08 Ocak 2004’de kurmuşum. Demek ki Amasya’daydım o tarihlerde. Evet, o şehre gitmeyi ben seçmiştim, fakat demek ki şehir de beni seçmişti. İnsan bir yerde bir eksiklik görünce tamamlamak istiyor, ya da katkı sağlamak istiyor: fakat her halükârda ne bu katkıya ne de sizin yapacağınız değişime o sırada talip olmayanlar karşınıza çıkabiliyor. Ve fakat sonra ne oluyor biliyor musunuz, bir gün bir bakıyorsunuz herkes sizin çizmiş olduğunuz yoldan yürümüş. İşte bu da yalnızlığın size kazandırdığı başarının diğer sonucu. Sözün özü, Bugün 2004’ten bugüne dönüp baktığımda anlıyorum ki; o gün Amasya’da kurduğum cümle, aslında hayatın her durağında tekrarlanan bir döngüden ibaretmiş. İnsan, kendi değer yargılarıyla bir yol açar, o yolda önce yalnız yürür, sonra ardına baktığında izinden gelenleri görür. Yalnızlık bir son değil; insanın kendi değerini, yine kendi seçimlerinin aynasında seyrettiği o uzun, meşakkatli ve nihayetinde onurlu bir tekâmülmüş.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı