
Osmanlı şehzadelerinden Abdülmecit Efendi, 32. Osmanlı padişahı Abdülaziz’in altı oğlundan biridir. Veliaht Abdülmecid Efendi, 36. Pafişah Mehmet Vahdettin’in 12 Haziran 1919 tarihinde İtilaf Devletleri ile yaptığı anlaşmayı “memleketin idam fermanı” olduğuna görür ve kendisine aynı bu ifade ile bir mektup yazar.
Veliaht II. Abdülmecid’in mektubunda temel içerik ve vurguladığı hususlar şunlardır:

Abdülmecid Efendi, İtilaf Devletleri’nin hazırladığı barış şartlarının ve işgal planlarının Osmanlı Devleti ve Türk milleti için adeta bir “idam fermanı” (ölüm fermanı) anlamına geldiğini açıkça belirtmiştir.
Sınırların Tahribi: Sunulan tekliflerin, İstanbul’un ve devletin doğal, tarihi ve stratejik sınırlarını tamamen tahrip ettiğini, ülkeyi parçalamayı hedeflediğini ifade etmiştir.

Padişah’a Çağrı: Padişah Vahdettin’den, İtilaf Devletleri’ne karşı dik durmasını ve “bu ağır şartlar altında bir barışın asla imzalanmayacağını” müttefik güçlere kesin ve net bir dille bildirmesini talep etmiştir.
Hükümete Eleştiri: Damat Ferit Paşa hükümetinin pasif, teslimiyetçi ve zaafiyet içindeki politikalarını eleştirmiş; daha güçlü, milli iradeyi ve hanedanın şerefini koruyacak bir hükümet kurulması ya da geniş katılımlı bir Saltanat Şurası toplanması fikrini yinelemiştir.
Veliaht II. Abdülmecid Sultan Vahdettin’i Aldığı Kararlardan Dolayı Eleştirdiği İçin 38 Gün Göz Hapsi İle Tutuklandı
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Somerset Arthur Gough-Calthorpe, Osmanlı Veliahdı Abdülmecid Efendi’nin İtilaf Devletleri ile yapılan anlaşmaları sert bir dille eleştiren mektubunu ele geçirince(!), durumu Londra’ya rapor ederek Veliahd Abdülmecid Efendi’nin 38 gün boyunca göz hapsine (ev hapsine) alınmasını sağlayarak II. Abdülmecit’i tutuklattırmıştır. Bu tutuklamayı Pafişah Vahdettin gerçekleştirmiştir. Burada sorulması gerejen en kritik soru ise, nasıl oluyor da bir İngiluz Komuseri II. Abdülmecud’in mektubunun tam metnini eline geçirebiliyordur?

Londra’yı 17 Haziran 1919 tarihli resmi telgrafında uyaran Amiral Artur Calthorpe: İstanbul’daki milliyetçilerin (Kuvayı Milliye yanlılarının) Veliaht Abdülmecid’i kendi sembolik liderleri yapmaya ikna ettiklerini öne sürerek, kendisinin güvenilmez bir karaktere sahip olduğunu önemle bildirdi.
Hint Asıllı İngiliz Casusu Mustafa Sagir (1877 – 1921) Mustafa Kemal Paşa’ya Suikast Gerçekleştirmek, Milli Mücadeleyi İçten Çökertmek İçin Anadolu’ya Gönderildi

Millî Mücadele döneminde Ankara Hükümeti’ni ve Mustafa Kemal Atatürk’ü sabote etmek amacıyla gönderilen Hint asıllı İngiliz casusu Mustafa Sagir, beş dil bilen bir felsefe doktoruydu. Anadolu’ya, “Hindistan Müslümanlarının topladığı yardım paralarını getiren bir Hilafet Komitesi delegesi” maskesiyle sızdı. İstanbul’da nüfuzlu kişilerle ve Ankara’da Mehmet Âkif Ersoy gibi önemli isimlerle dostluk kurarak güven kazandı.
Hint asıllı İngiliz casusu Mustafa Sagir’in Millî Mücadele dönemindeki faaliyetleri, saray içindeki sızmaları, Veliahd Abdülmecid Efendi ile ilişkileri ve Mehmet Âkif Ersoy’un evine kadar uzanan casusluk ağı, tarihin en girift istihbarat savaşlarından biridir.
1) Abdülmecid Efendi ile İrtibatı ve Saraydaki Casusluğu
Niyeti Anlamak İçin Ne Yaptı? Sagir, İngiliz karşıtı bir figür gibi davranarak Veliahd Abdülmecid Efendi ve oğlu Şehzade Ömer Faruk ile yakın dostluk kurdu. İngilizlerin Müslümanlara zulmettiğini anlatarak onların güvenini kazandı. Bu dostluk esnasında Şehzade Ömer Faruk, babasının ve kendisinin Ankara’daki Kemalist harekete (Mustafa Kemal’e) katılmak istediğini Sagir’e itiraf etti. Hatta Ömer Faruk’un Anadolu’ya kaçış planları bizzat Sagir tarafından dinlendi.

Mustafa Sagir bu hayati bilgiyi derhal İngiliz Yüksek Komiserliği’ne iletti. İngilizler de durumu Padişah Vahdettin’e bildirerek baskı kurdu. Bunun sonucunda Veliahd Abdülmecid Efendi sarayında 38 gün boyunca sıkı bir göz hapsine alınarak tutuklamdı.
2. Mustafa Sagir’in İstihbaratı Yüzünden Sürgüne Gönderilenler

Mustafa Sagir sadece sarayla sınırlı kalmadı; İstanbul’da gizlice Anadolu’ya silah ve insan kaçıran milliyetçi yeraltı örgütü Karakol Cemiyeti’ne de sızdı. İngiliz karşıtı radikal subayların ve aydınların isimlerini topladı.
Sagir’in İstanbul’da topladığı bu istihbarat ve raporlar neticesinde, İngilizler işgali derinleştirerek büyük bir tutuklama dalgası başlattı. Bu süreçte milli harekete destek veren, aralarında şu isimlerin de bulunduğu çok sayıda devlet adamı, mebus ve subay Malta’ya sürgüne gönderildi:
Ali İhsan Sabis Paşa, Süleyman Nazif (Yazar), Ziya Gökalp, Kara Vasıf Bey (Karakol Cemiyeti liderlerinden). Birçok Osmanlı mebusu ve üst düzey paşa, Sagir’in de dahil olduğu İngiliz istihbarat ağının raporları doğrultusunda tutuklanarak Malta adasındaki esir kampına sürüldü.

3. Mehmet Âkif Ersoy ile Nasıl Arkadaş Oldu ve Evinde Kaldı?
İstanbul’daki deşifre riskini atlatan ve Ankara Hükümeti’nin güvenini kazanmak isteyen Mustafa Sagir, Aralık 1920’de Ankara’ya geçti. Ankara’da kendini yine Hintli dindar bir muhacir ve Millî Mücadele sevdalısı olarak tanıttı.
Arkadaş Olma Süreci: Ankara’da nüfuzlu bir çevre edinebilmek için İslami hassasiyeti yüksek olan milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy ile yakınlık kurdu. Camilerde ve dini sohbetlerde boy gösterdi, samimi bir Müslüman imajı çizdi. Mehmet Âkif, bu “mazlum coğrafyadan gelen din kardeşine” kapılarını açtı.

Evinde Kalması ve Mektup Trafiği: Sagir, Mehmet Âkif ile o kadar samimi oldu ki, Âkif’in Hamamönü’nde kaldığı Taceddin Dergâhı’ndaki evine sıklıkla gelip gitmeye başladı. Hatta şüphe çekmemek için İstanbul, Mısır ve Hindistan’dan gelecek olan casusluk mektuplarının adresi olarak Mehmet Âkif’in evini gösterdi.

4. Daha Sonra Ne Oldu? (Casusun Sonu)
Âkif’in Şüphelenmesi: Mehmet Âkif’in evine sürekli yabancı ülkelerden mektuplar geliyordu. Bir gün postadan çıkan bir zarfın ucu kazara yırtıldı. Âkif zarfı açtığında şok oldu: İçindeki kâğıtlar tamamen bomboştu, sadece üstte havadan sudan bahseden bir iki önemsiz satır vardı. Âkif durumdan ciddi şekilde şüphelenerek konuyu dönemin Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Adnan Adıvar’a bildirdi.

Görünmez Mürekkebin Çözülmesi: Mektuplar gizlice laboratuvara götürüldü. Kimyagerler (Avni Refik Bey) kâğıtlara amonyak ve özel kimyasallar uygulayınca, görünmez mürekkeple yazılmış gizli raporlar ortaya çıktı.

Büyük Plan (Atatürk’e Suikast): Çözülen mektuplarda Sagir’in İngilizlere, Mustafa Kemal Paşa’nın günlük rutinini, arabasının hızını, hangi yollardan geçtiğini ve koruma durumunu en ince ayrıntısına kadar rapor ettiği görüldü. Amacı, daha önce Afgan Kralı’nı öldürdüğü gibi Mustafa Kemal Atatürk’ü vurarak suikast düzenlemek ve Millî Mücadele’yi liderini yok ederek çökertmekti.

5. Mustafa Kemal Atatürk ve Ankara Hükumeti İngiliz Casusu Mustafa Sagir’i İngilizler’in Kraluçe Viktorya’nın Her Yıl Geleneksel Olarak Kutladığı Doğum Günü Olan 24 Mayıs’da Ulus Meydanında Asarak Hükmünü Verdi

Suikastçının İdamında İngilizlere Verilen Mesaj: Suçüstü yakalanan Mustafa Sagir tutuklandı. Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Belgeler önüne konulunca 10 yaşından beri Oxford’da bir İngiliz casusu olarak yetiştirildiğini itiraf etmek zorunda kaldı. İngiltere onu kurtarmak için esir değişimi teklif etse de Ankara geri adım atmadı. Mustafa Kemal Atatürk ve Ankara Hükümeti, Mustafa Sagir’in idamının İngiliz İmparatorluk Günü olarak bilinen ve Kraluçe Viktoria’nın doğum günü anısına her yıl düzenlenen 24 Mayıs tarihine denk getirildi ve Mustafa Sagir, 24 Mayıs 1921’de Ankara Ulus Meydanı’nda asılarak idam edildi.

Özetle; Mustafa Sagir’in 24 Mayıs 1921’de asılması tesadüf değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün küresel güç olan İngiltere’nin gururunu kendi en önemli günlerinde kırarak Türk milletinin egemenliğini dosta düşmana gösterdiği tarihi bir rest çekme eylemidir.
İngiliz Casusu Mustafa Sagir Yakalanınca Ne Yaptı?
İngiluz casusu Mustafa Sagir, görünmez mürekkeple yazdığı mektupların Türk istihbaratı tarafından laboratuvarda çözülmesiyle suçüstü yakalanınca, inkâr edemeyeceğini anlayarak son derece soğukkanlı bir tavır takınmış ve pazarlık ile tam itiraf yolunu seçmiştir.
Ankara İstiklal Mahkemesi süreçlerinde ve yakalanma anında sergilediği tutumlar ile yaptığı hamleler şu şekildedir:
1. Affedilme Karşılığında “Çift Taraflı Casusluk” Teklif Etti
Yakalandığı ilk anlarda Mahkeme Başkanı İhsan (Eryavuz) Bey ile görüşen Sagir, İngiliz gizli servisini çok iyi bildiğini öne sürdü. Hayatta kalabilmek için Ankara Hükümeti’ne şaşırtıcı bir teklifte bulundu: “Eğer beni affeder ve serbest bırakırsanız, İngiltere aleyhine çalışır ve size İngiliz istihbaratından bilgiler taşırım” diyerek ikili oynamaya çalıştı. Ancak mahkeme heyeti, bu teklifi değerlendirebileceklerini belirterek öncelikle her şeyi eksiksiz itiraf etmesini şart koştu.
2. “Ben Hain Değilim” Savunması Yaptı
Yargılanma aşamasında kendisine yöneltilen “vatana ihanet” suçlamalarına karşı hukuki bir boşluk aramaya çalışarak şu ünlü savunmayı yaptı:
“Ben bu memleketin evladı değilim. Türklerin nimeti ile büyümedim. Bu yüzden bana hain diyemezsiniz, ben sadece görevimi yapan yabancı bir askerim.”
3. Geçmişteki Küresel Casusluk Faaliyetlerini İtiraf Etti
Köşeye sıkışan Mustafa Sagir, mahkemede 1 Mayıs – 23 Mayıs 1921 tarihleri arasında adeta bir itirafçı gibi İngiliz gizli servisi (MI6) adına dünya genelinde yaptığı tüm operasyonları tek tek anlattı:
Nasıl Yetiştirildiğini Söyledi: Henüz 10 yaşındayken İngilizler tarafından devşirildiğini, Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördüğünü ve Kur’an-ı Kerim üzerine el basarak İngiltere’ye sadakat yemini ettirildiğini açıkladı.
Afgan Kralı Suikastını Üstlendi: İngilizlerin bölgedeki en büyük düşmanlarından biri olan Afganistan Emiri Habibullah Han’ı, kurguladığı bir suikast neticesinde bizzat kendisinin öldürttüğünü itiraf etti.
Mısır ve İran Faaliyetleri: Almanya’da felsefe doktorası yaptığını, ardından Mısır ve İran’daki milliyetçi Müslüman grupların içine sızarak onları İngilizler adına fişlediğini aktardı.
4. Mustafa Kemal Atatürk’e Suikast Planını İtiraf Etti
Ankara’ya geliş amacının iddia ettiği gibi “Hindistan Müslümanlarının topladığı 1.5 milyon altınlık yardımı getirmek veya okul açmak” olmadığını itiraf etti. Gerçek görevini mahkeme tutanaklarına şu sözlerle geçirdi:
“İngilizler beni tabanca ile Millî Hükûmeti ortadan kaldırmaya memur ettiler. Maksadım Mustafa Kemal’i vurmaktı. Bununla Türklerin İstiklal Savaşı duracak, Millî Hükûmet yıkılacaktı. Mustafa Kemal Paşa’yı da Afgan Kralı’nı vurduğum gibi öldürecektim.”
5. Son Dakikasında Bile Casusluğa Devam Etmeye Çalıştı
Mahkeme heyetinin profesyonelce yürüttüğü sorgu taktiği sayesinde her şeyi itiraf eden Sagir, İngilizlerin kendisini bir esir değişimiyle kurtaracağını umuyordu. Fakat idam kararının kesinleştiğini anlayınca son arzu olarak İstanbul’daki İngiliz Konsolosluğu’na bir mektup yazdı. Hapisteki bavulunun İngilizlere teslim edilmesini istediği bu mektubun sonuna, mahkemedeki itiraflarını geçersiz kılmak umuduyla şu notu düştü:
Bütün söylediklerim yalandır. Ben son dakikamda dahi görevimi yaptım.”
Ancak bu son hamlesi de işe yaramadı; yazdığı bu mektup dönemin Türk gazetelerinde “Allah’ın laneti üzerine olsun” başlıklarıyla yayımlandı ve Sagir, 24 Mayıs sabahı infaz edildi.
1. Ankara İstiklal Mahkemesi Heyeti (Hakimler)
Mustafa Sagir’in davası, sıradan bir casusluk davası olmadığı için bizzat Millî Mücadele’nin en sert, kararlı ve nüfuzlu isimlerinden oluşan bir heyet tarafından yürütülmüştür:
Mahkeme Başkanı: İhsan Bey (Eryavuz) – Kayıtlara “Cebelibereket (Osmaniye) Mebusu” olarak geçen İhsan Bey, Sagir’i köşeye sıkıştıran psikolojik sorgu taktiklerini yöneten liderdi.
Mahkeme Üyeleri: Ali Bey (Çetinkaya) (Afyon Mebusu, tarihte “Kel Ali” olarak da bilinir) ve Kılıç Ali Bey (Gaziantep Mebusu). Bu isimler Atatürk’ün en güvendiği yakın silah arkadaşları olup, devrim mahkemelerinin en tavizsiz hakimleri arasındaydı.
Bu güçlü heyet, İngilizlerin tehditlerine ve diplomatik notalarına boyun eğmeyeceklerini duruşma salonundaki sert tavırlarıyla net bir şekilde göstermiştir.
2. Türk Basınındaki Büyük Yankılar ve Başlıklar
Mustafa Sagir’in Mustafa Kemal Paşa’ya suikast planladığını ve din kardeşi maskesiyle sızdığını itiraf etmesi, Ankara ve İstanbul basınında adeta bir bomba etkisi yarattı. Gazeteler, olayı “emperyalizmin iğrenç yüzü” olarak nitelendirdi.
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi: Ankara Hükümeti’nin yarı resmi yayın organı olan gazete, davayı gün gün takip etti. İdamın ertesi günü, 25 Mayıs 1921’de “Dünkü İdam: Casus Mustafa Sagir Asıldı” manşetiyle çıktı. Gazete, haberlerinde “Bu melun casusun akıttığı gözyaşlarının timsah gözyaşları olduğunu” yazarak halkın öfkesine tercüman oldu.
Öğüt ve Yenigün Gazeteleri: Anadolu’daki milliyetçi gazeteler, Sagir’in “Müslümanlık” maskesini nasıl kullandığını uzun uzun deşifre etti. Çıkan yazılarda, İngilizlerin Doğu dünyasını köleleştirmek için kutsal değerleri bile nasıl alet ettikleri anlatıldı.
Halkın Tepkisi: Duruşma salonu ve nihayetinde 24 Mayıs sabahı Karaoğlan Çarşısı Meydanı (Ulus) hıncahınç dolmuştu. Halk, milli önderleri Mustafa Kemal’i öldürmeye gelen bu casusun asılmasını büyük bir öfke dalgası ve ardından gelen bir rahatlamayla izledi. İdam sehpasındaki yaftada yazan suçlar yüksek sesle okunduğunda meydanda alkışlar ve tekbirler yükseldi.
3. Batı Basınının İkiyüzlü Tutumu
Türk basını olayın haklılığını dünyaya duyurmaya çalışırken, İngiliz ve Amerikan basını meseleyi tamamen çarpıttı:
İngiliz Morning Post Gazetesi: Mustafa Sagir’in profesyonel bir MI6 ajanı olduğunu gizleyerek, olayı “Ankara’da masum bir İngiliz uyruklu Hintli Müslüman katledildi” şeklinde duyurdu. Amaçları Hindistan’daki Müslümanları Ankara’ya karşı kışkırtmaktı.
Amerikan The New York Times Gazetesi: Benzer şekilde, Ankara Hükümeti’ni “hukuksuz davranmakla” suçlayan ve Müslüman bir İngiliz vatandaşının haksız yere asıldığını iddia eden taraflı haberler yayımladı.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve İstiklal Mahkemesi, Sagir’in tüm itiraflarını resmi tutanaklarla basına dağıtarak bu uluslararası karalama kampanyasını tamamen boşa çıkardı.H
Hani bir söz vardır ya, gerçeklerin er veya geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. İşte tarih boyunca rastladığımız bu huysuzluklar Türk milletine adeta yardım eymiş ve onu bugünlere kadar getirmiştir. Ayrıca İngiluz casusu Mustafa Sagur’un Mehmet Akif Ersoy gibi bir vatan sevdalısı ile arkadaşlık kurması, onunla aynı evi paylaşırken, Akif’in sayesinde deşifre olması da kadetin başka bir cilvesidir. İşte bu noktada kaderin Türk milletiyle yaptığı cilveleşmeler de yine Türk milletini koruyup kollayan o yüce gücün varlığını bizlere her halisesinde kanıtlaması bakımından bir delilimizdir. Tüm bu okuduğunuz gerçekler, tesadüfler ve tesadüflerin biz Türklere bahşettiği bu sonuçlar aslında bizlere şunu da düşündürüyor, bulunduğumuz durum içinde her ne kadar zor durumlar geçiriyor olsak da Tanrı dürüs, doğru, yolundan sapmayan Türk’ün her zaman yanındadır.
Silvan Güneş
Biyigrafi Yazarı