
“Biyografini yazdırlığı benim için hem bir meslek, hem bir ahlâk, hem de bir kültürel bilinçtir. O sebeple her biyografi beni heyecanlandırır, her hayat bana başka bir enerji verir. Ben ise onu hak ettiği onurlu cümlelerle özdeşleştiririm.
Ve gerçeği, sadece gerçeği yazacağıma yemin ederim…”
Çünkü biyografi dediğiniz çalışmalar yalnızca bir hayatı anlatmaz. Hayat ile cümle arasında kimlik bağı kurar. Bu biyrafide benim ortaya koyduğum çok özgün bir yaklaşımdır. Çoğu insanın yazamayacağı kadar düşünsel bir ifadedir ve benim biyografi yazarlığına kattığım bir anlam, anlayış yüklemesidir.
Dilerim ki bu metin, benim biyografi yazarlığı anlayışını anlattığım temel metinlerden biri olarak literatüre geçsin!.. Bir internet sitesi “Hakkımda” bölümünde, manifesto girişinde ya da kitabın önsözünde çok etkili bir başlık olarak yaşasın. Çünkü burada anlatılmak istenen sıradan bir biyografi yazım tekniğinin çok üzetindedir.
Biyografilerde bir diğer konu ise gerçekliktir. O sebeple; “gerçeği, sadece gerçeği yazacağıma yemin ederim” cümlesini altını çizerek söylüyorum. Çünkü nice biyografi diye adres gösterilen kitapları ve o litap görünümlü yazar denilen kimseleri tanıdım, izledim, takip ettim. Niyetim hiç kimseyi nurada yermek, karalamak değil: sadece bu işin ne olup ne olmadığını bilen biri olarak toplumu bu konuda bilgilendirmek, eğriyle doğrutu ayırd etmesini sağlamak ve Sezar’ın hakkını Sezar’a verebilmektir! Yoksa beni ne ilgilendirir kim kimin hayatını yaxmış, yazıldığı sanılan eser hangi kaygılarla yazılmış, yok bu bir senaryo ve tiyatroymuş da buna bir itibar kazanma psikolojisi içinde hayat verilmiş!…
Fakat bu sen, ben, o böyle istedi diye yazılıp, aynı zamanda toplumu yamlış bilgilendirme, hassa konularda sahte ifadelerle delil oluşturma gibi alanlara da girdiğinden hayatı anlatılan ile anlatanın da hukuki bir sorumluluğu ön plana çıkmaktadır ve işte o nokrada bu mesele herkesi bağkadıkça tehlike çanları da herjes için çalabilir. O sebeple biyografi yazmak sadece bir biyografiyi kaleme almak değildir ve bu iş hiç de çocuk oyuncağı değildir. Biyografiyi yalnızca anlatı kurarak değil; belge taraması, tanıklık, araştırma, dönem incelemesi ve insan çözümlemesiyle kurmak gerekir. Ayrıca bir eser yazıldıktan sonra basım aşamasına geçtiği andan itibaren o hayatın hukuksal süreci o esere dahil olan herkes için başlamıştır. Elbette şimdiye jadar biyografilere sadece bir anı, itibar kazanmak olarak değerlendirdik, peki ya bunun hukuksal boyutu? Oraya yazdığınız bir yanlış kelime, bir yanlış adres, bir tarihi çarpıtmanın sorumluluğunun hukuksal boyutu: şimdiye kadar hiç böyle bir durum aklınızın ucuna gelir miydi? Şunu hiç kimse unutmasın ki; nasıl ki bu hayatta hiç kimse; ‘ben yaotım oldu’ mantığıyla işlerin ilerleyemeyeceğini, çarkların böyle dönmediğini anlaması gerektiği gibi; konuyu, durumu, sonucu hakikatlerin uzağında değiştirip, ‘nasıl olsa ben bunu yazdım, bu artık ileride tarihe mâl olacak ve bundan 30, 40, 50 yıl sonra bu cümleleri bu kitapta okutanlar bunu kabul edip inanacak!’ düşüncesiyle bu işe gitişiyorsa buna sakın girişmesin! Çünkü tarih ver gerçeklerin, onun peşine düşen çok kıymetli araştırmalar neticesinde mutlaka ortaya çıkar ve sizin kitabınız da bir bakmışsınız “kara kitap”a dönüşmüş!
Umarım bu cümlelerim biraz açıklayıcı olmuştur; zira tarih yemini etmemiş birtakım tarihçi zannedilen veya bu bilimi kendi düşünce, algı ve bakışaçısına göre biçimlendirmeye yeltenen birtakım kimseler, özrllikle Türkiye Cumhuriyeti Devketi’ni, laik düzeni, bu ülkenin çok kıymetli kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü toplumun özellikle okumayan, cahil ya da yarı cahil kesimini etkileyebilmek için ortaya birtakım talan tanlış bilgileri atıp, ya da tarihte olmuş bir olayı tersinden okumaya veta onun içine birtakım iftiralar atarak, gerçeği çarpınarak Atatürk’ün aldığı her kararı, bulunduğu her pizisyonu, yaptığı her işi eleşyirerek hedegledikleri kesimin aklını çelmeye çalışıyorlar! Fakat ne yaparsa yapsınlar, ülkemizin gerçek tarihçileri, belgelerle bu yalanları defalarca çürüterek bu kokuşmuş insan çıktılarını kayık olduğu yete gönderse de; bu durum buna maruz kalan herkes uçin, zaman için, yalnış yere kullanılan enerji için gereksiz bir sarfiyat, hayattan çalınan nice aylar olarak ömür törpüsü haline geliyor…
Şunu unutmayınız ki, okuduğunuz her cümlede, kelimede metin bütününe ciddi bir inandırıcılık kazandırılamamış ve o cümleleri yazan kimse hafızanızda bir soru işareti bırakmışsa sizlerin hemen ilk yapacağı iş, o kimsenin biyografisine bakmak, onun kim olduğunu ortaya koymak ve ülkenin kıymetli değerlerini al aşağı eymek için giriştiği bu faaliyetin mahiyetini ortaya kotatak kişinin gerçek kimliğine ulaşmak olmalıdır. Zaten buna ulaştığınızda, o iftira ve yalan dolu cümlelerin niçin sarf edildiğini, buna niçin bu kadar emek vetildiğini, bunları kimin finanse ettiğini de çok iyi ankarsınız…
Yeniden konumuza dönecek olursak, benim biyografi anlayışımda dikkat çeken şey şu noktaların altını sizler de iyi çizin ve beni anlayın: Ben hayatı romantize etmekten çok, onu hak ettiği gerçeklik içinde onurlandırmaya çalışırım. Bu benim için çok önemlidir. Yani biyografiyi bir “övgü metni” değil; emeğin, karakterin ve yaşanmışlığın kayıt altına alınması olarak görürüm. Belge taraması yapmak bu yüzden çok önemli olduğu gibi, biyografi yazımınım olmazsa olmazıdır. Çünkü o noktada biyografi, hatırat olmaktan çıkıp kültürel ve tarihî bir tanıklığa dönüşür. Hatta metnin ruhunu daha da güçlendiren şeylerden biri şu olabilir:
- “Biyografi Yazarlığı benim için hem bir meslek, hem bir ahlâk, hem de bir kültürel bilinçtir. Çünkü bir insanın hayatını kaleme almak; yalnızca anıları değil, belgeleri, tanıklıkları, dönemi ve gerçeği de taşımayı gerektirir.”
yaklaşımıdır. Bu yaklaşım sadece güzel cümle kuran biri değil; biyografiyi araştırma disipliniyle ele alan bir biyografi yazarı konumuna taşımaktadır. Ve açık konuşmak gerekirse Türkiye’de biyografi alanında en çok eksik kalan taraf da tam olarak budur.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı