Erken 20. yüzyıl tıp imkanları, cephe koşulları ve Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlık geçmişi ile kişisel alışkanlıkları analitik bir perspektifle değerlendirilebilir.
Tarihsel verileri üç ana başlık altında ele almak yerinde olacaktır:
- Dönemin tıp imkanları, analjezik (ağrı kesici) kullanımı ve alkolün tıbbi statüsü
- Atatürk’ün kronik rahatsızlıkları ve cephe koşullarındaki fiziksel yıpranması
- Alkol tüketiminin niteliği, miktarı ve sosyal/psikolojik boyutu
1. 19. Yüzyıl Sonu ve 20. Yüzyıl Başında Tıp ve İlaç Teknolojisi
19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısında modern farmakoloji (ilaç bilimi) henüz emekleme aşamasındaydı. Bugün yaygın olarak kullanılan sentetik ağrı kesiciler, geniş spektrumlu antibiyotikler (penisilin ancak 1940’larda kitlesel üretime geçebilmiştir) ve gelişmiş kas gevşeticiler mevcut değildi.
Eter, Klorform ve Alkolün Tıbbi Kullanımı: 19. yüzyıl boyunca ve I. Dünya Savaşı yıllarında eter ve kloroform gibi anestezikler kısıtlı imkanlarla kullanılabiliyordu. Askeri tıpta ve sivil sahra hastanelerinde cerrahi müdahalelerde veya şiddetli ağrıların bastırılmasında yüksek dereceli alkol (tentürler veya doğrudan etil alkol çözeltileri), hem bir antiseptik (dezenfektan) hem de merkezi sinir sistemini baskılayıcı bir analjezik/sedatif (ağrı kesici ve sakinleştirici) olarak sıkça değerlendirilmiştir.
Sentetik İlaçların Kısıtlılığı: Aspirin (asetilsalisilik asit) 1899’da ticari olarak piyasaya sürülmüş olsa da Osmanlı coğrafyasında ve savaş meydanlarında bu tür sentetik komprimelerin (hapların) tedariki oldukça güçtü. Dolayısıyla “alkolün tıbbi bir anestezik veya ağrı kesici olarak kullanılması” tıp tarihi açısından bilinen bir olgudur. Ancak bu durum, sivil hayat veya günlük tüketimde alkolün tamamen bir “hap niyetine” tüketildiği anlamına gelmez; alkol ile ilaç kavramları işlevsel olarak birbirinden farklıdır.
2. Atatürk’ün Sağlık Geçmişi ve Yaşadığı Rahatsızlıklar
Böbrek Rahatsızlığı (Nefrit): 1918 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndaki Karlsbad (bugünkü Karlovy Vary) kaplıcalarında böbrek tedavisi görmüştür. Hayatı boyunca zaman zaman nükseden ciddi böbrek ağrıları çekmiştir.
Göz Enfeksiyonu (Tratom/Sıtma): Trablusgarp Savaşı sırasında (1911-1912) Derne’de bir İtalyan hava saldırısı esnasında gözüne gelen taş parçası nedeniyle sol gözünden ağır bir enfeksiyon geçirmiş ve kalıcı hasar almıştır. Ayrıca Trablusgarp ve Çanakkale dönemlerinde sık sık sıtma nöbetleri tutmuştur.
Kaburga Kırığı: Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde (1921) attan düşerek kaburgalarını kırmış, buna rağmen savaşı komuta etmeyi sürdürmüştür.
Kalp Spazmı: 1923 ve 1927 yıllarında geçirdiği kalp rahatsızlıkları mevcuttur.
Siroz: Hayatının son döneminde (1937-1938) teşhisi konulan siroz, Karaciğer yetmezliği ile sonuçlanmıştır.
Atatürk’ün doktorları (örneğin Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Dr. Âkil Muhtar Özden ve Dr. Mim Kemal Öke) zaman zaman karaciğerini ve genel sağlığını koruması adına alkolü azaltması veya kesmesi yönünde tıbbi tavsiyelerde bulunmuşlardır.
Sosyal ve Entelektüel Sofralar: Çankaya Köşkü’ndeki meşhur “Sofra”, bir eğlence veya içki meclisinden ziyade; devlet işlerinin, devrimlerin, tarih ve dil tezlerinin, edebiyat ve siyasetin tartışıldığı adeta bir akademi işlevi görüyordu. Atatürk, bu uzun sofra sohbetleri esnasında alkol tüketmekteydi.
Özdenetim ve İrade: Yakın çevresinin (Falih Rıfkı Atay, Hasan Rıza Soyak, Kılıç Ali) anılarında aktarıldığı üzere, Atatürk devlet görevi sırasındaki gündüz saatlerinde veya kriz anlarında asla alkol almazdı. Büyük Nutuk’u hazırladığı 1927 yılındaki yoğun çalışma döneminde ve Erzurum-Sivas Kongreleri süreçlerinde alkolü tamamen kestiği bilinmektedir.
Atatürk’ün Kendi Beyanı: Atatürk, gençlerle yaptığı bir sohbetinde içki hakkındaki görüşünü şu sözlerle ifade etmiştir:
“İçki bir iptiladır (bağımlılıktır). Ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptiladan kurtaramadım. Genç arkadaşlarıma vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez.”
Özet ve Değerlendirme
Tarihsel ve tıbbi veriler ışığında:
Tıp Tarihi Açısından: 20. yüzyılın başlarında alkol, cephelerde ve ilkel sağlık şartlarında bir dezenfektan ve geçici ağrı kesici/anestezik olarak kullanılmıştır. Ancak modern farmakolojik hapların yerini tutan temel bir tedavi aracı değildir.
Atatürk’ün Tüketimi Açısından: Atatürk’ün alkol kullanımı doktor tavsiyesiyle yapılmış tıbbi bir kür veya tedavi yöntemi değildir. Kendisinin de belirttiği gibi gençlik yıllarından itibaren edindiği bir sosyal alışkanlıktır, fakat alkol tüketimini tamamen sosyal alışkanlık olarak değerlendirmek de yanlış olur. Atatürk ağrılarını hafifletmek, yoğun iş temposunda gerginliğini alması için de alkol tüketmiş olabilir. Nihayetinde Atatürk’ün çoğu zaman içmediği, içtiğinde ise sadece bir tek içtiği bilinmektedir. Biz bugün bu durumları sosyal içicilik olaeak tanımlıyoruz.
Miktar ve Etki: Günlük çalışma disiplinini bozmayacak şekilde, akşam sohbetlerinde tüketilen bu miktar; zihinsel fonksiyonlarını ve devlet adamlığı yetilerini olumsuz etkilemeyecek bir özdenetim dahilinde tutulmuştur.
Tarihsel şahsiyetlerin davranışlarını değerlendirirken, yaşadıkları dönemin tıp koşullarını, ağır psikolojik ve fiziksel yüklerini ve kendi tanıklıklarını bir bütün olarak ele almak en nesnel yaklaşımı sunmaktadır.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı