Kanımca enstrümanların içinde en zor olanları nefesli çalgılardır. Nefesli çalgıları; telli, yaylı, vurmalı çalgılarla karşılaştırdığınızda, üfleyerek çalındığı için bu aileyi, en çok performans harcanan çalgı grubu olarak görüyorum. Hangi enstrüman olursa olsun, sağ, sol el ve parmaklar işin içine girerken, üflemeli çalgılarda buna ek olarak bir de siz bütün o varlığınızla, bedeninizle, iç organlarınızla inanılmaz bir zorun içine giriyorsunuz. Diğer gruptaki enstrümanlar, çaldıkları esere tonu çok rahat bir şekilde el ve parmaklarının marifetiyle verirken, üflemeli çalgılar buna ek olarak dudak, ağız çanağı, iki dil, yutak, nefes borusu, ciğerler ve diyaframlar; yani ruhunuzun yanında canınızla, kanınızla kendiniz bütün varlığınızla tıpkı o enstrüman gibi ortaya koyuyorsunuz!
Diğer enstrümanları çalanlar bir konser boyunca bir sandalyeye oturarak sanatlarını rahat rahat icra ederken, nefesli çalgılar için uzun saatler oturarak çalmak her bakımdan zor; fiziksel bir efor da gerektiren bir sağlık konusu ayrıca… Çünkü bu şekilde uzun bir süre bir eseri -genellikle- hiç kesintisiz çalarsanız, iç organlarınıza o rahat ortamı yaratmadığınız takdirde, sağlığınız bozulabilir. O yüzden, nefesli çalgı sanatçıları dikkat ederseniz konser boyunca hep ayaktadırlar; ve zaten o konserler bizlerin seyirci olarak oturduğumuz koltuklarda keyifle iki saatte izleyip, beğenimizi göstermek için sarf ettiğimiz o alkışlarımızın ve en şık kelimelerimizin kifayetsizliğiyle; ne bir ölçüsüdür ne de bilmediğimiz fedakârlıkları karşılayacak yeterliliktedir. Bir de nefesli çalgı gruplarının aylarını verdikleri konser hazırlıklarını geçtim, konser öncesi prova çalışmalarının ne kadar büyük bir emek, performans, sağlık sorunu olduğunu biliyor musunuz?
Bugün çok taktir ettiğim bir neyzene, bir arkadaşı aynen şöyle yazmış;
“Dediler sen bir neyzenmişsin.
Neyinle gizemli yolculuklara çıkarmışsın
Canının derinlerinden bir nefes alırmışsın
Diğer yanda kusursuzluğun sedası olup çıkarmışsın.
Sorduk, ‘neyzen ne yapar?’
‘Ney çalar’ dediler.
‘Yalan, külliyen yalan!’ dedik
Neyi çalan neyzen değildir.
Asıl Neyzeni çalan,
öz nefesinden mükemmellik olup çıkan
neyin sesidir; gerçekte neyzeni çalan.”
Bu satırları okuduğumda o kadar çok etkilendim ki; ülkemizde sanatı, sanatçıyı ne kadar anladığımızı -ya da anladığımızı sandığımızı, kendimizi ‘anlıyor’ gösterip, anlıyor saydığımızı/sandırdığımızı…- düşündüm! Ülkemizde, üflemeli çalgı grubu deyince ilk aklıma gelen bir iki grup var. Anadolu Nefesli Beşlisi; şimdiye kadar ürettikleri projeler, verdikleri konserler ve kendilerine has tarzlarıyla, üflemeli çalgılar alanında sadece bir ekol yaratmakla kalmamış; onlar böyle grup olarak ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra dahi, ülkemizdeki pek çok sahnenin aranan yüzleri olmuşlar; onların o enerjileri, güçlü performansları, sahnedeki sanat değeri yüksek projeleri, başka üflemeli saz sanatçılarını dahi heyecanlandırmış ve böylece; ortaya başka grupların çıkmasına dahi vesile olmuşlardır. Tabii ki; ülkemizde her alanda bu tür grupların çoğalması, memleketimizin pek çok köşesine -ulaşabildikleri oranca- verdikleri/verecekleri konserler sayesinde; halkımız nitelikli bir sanatı daha çok tüketeceğinden, bu tüketim eğitim ve aydınlanmanın da menfaatine olacaktır. Fakat, kaç tane nefesli sazlar grubu kurulursa kurulsun, tabii ki de benim gönlüm “Anadolu Nefesli Beşlisi”ndedir. Çünkü ben onları bu konuda bir lokomotif olarak görüyorum. Çünkü onlar, bu işin komplimanı ve işlerini o kadar güzel yapıyorlar ki, bırakın seyirciyi, kendilerini izleyen sanatçıları dahi tetikleyebiliyorlar. Anadolu Nefesli Beşlisi’ndeki enerji, bakış açısı, çalışkanlık, azim, dürüstlük, mütevazılık, anlayış, iletişimdeki o mükemmellik ve her bakımdan uyum; bizleri ve ülkemizi yurtdışında göğsümüzü kabartacak ölçüde temsil yeteneğine sahiptir. Bu uyum ise, sanırım şu an her yerde görmeyi arzu ettiğimiz temennilerimizde yaşamaktadır…
Bu satırları okuyan herkesin bu konuya hassasiyet göstereceğine inanıyorum. Tabii ki; magazin köşelerine düşmüş ve yıllardır bu ülkenin insanlarını hem sözde besteleriyle hem de özel yaşantısıyla sömürmüş, kendine sosyal medya ve plak şirketlerinin reklamıyla sanatçı dedirterek, halkı, bu reklamlar sayesinde gözünü kulağını çalıp hak etmediği kabulü görmüş, sanatıyla değil şöhretiyle sanatçı olmuş, halkın aslında yaşam kalitesini aşağıya çekmiş hiçbir ismi kastetmiyorum. Ülkemizde her alanda yetişmiş tüm sanatçılarımızla ülkemizin sanata bakış açısını değiştirip zenginleşmek, memleketin asıl yükseltilmeyi, alkışlanmayı alnının teriyle hak etmiş değerlerimizi takip etmeyi, onların paylaşımlarına tepki vermeyi ve hesabımızdaki dostlarımızı da buna teşvik etmeyi ve aynı zamanda gerçek sanatçıyı ayırt etmeyi artık öğrenmeyi de; bu memlekette yaşayan herkesin bir ödevi olarak görüyorum.
Eğitim-öğretim; sistemin çatısı altında sürdürülegelen bir meslek olan öğretmenliğin tekelinde görülen, olması gereken çerçeveyi genişleterek meseleye başka taraftan bakanların tüm sınırları ihlal ettiği bir noktadadır! Bu halkı bir eğitmenmiş gibi düşündüremediğimiz müddetçe; hepimizin yaşadığı her alanın; caddenin, sokağın, yaşadığımız apartmanın, kafenin, restoranın, plajın, trafiğin, kaldırımların işi çok zordur. O yüzden, şahsen ben örnek sanatçılarımızın her bakımdan takip edilmesi, desteklenmesi meselesine tamamen milli, eğitimsel ve memleket menfaatleri olarak bakıyorum. Tıpkı bir gazetede bir köşe yazarını takip edip yazdıklarını okurcasına, sanatçılarımızın da üretimlerini çocuklarıyla dinleyip kendilerini beslemesini önemsiyorum.
Bu emeği daha iyi anlamak için ise şöyle düşünün; doğum gününüzü kutlamak için pastanızın üstüne yakılarak önünüze getirilmiş o mumları söndürmek için dahi, iki saliseye tekabül eden o üfleme anına harcadığınız enerji yüzünden güçlük yaşayabiliyorsanız; üflemeli çalgı sanatçılarının saatlerce ayakta verdikleri konserlerin değerini, ondan öncesinde de bu işin mutfağını, iyi anlamalı, sanatçılarımızın ömrünün her gün en az beş saat çalıştıklarını en azından doğum günlerinde -yetmez de- aklınıza gelmesini isterim!
🍀
Yukarıdaki son beyitte de dediği gibi; çünkü onlar değildir o enstrümanları çalan, çaldıklarını düşündüğümüz sazların çalanıdırlar.
Başta “Anadolu Nefesli Beşlisi” ve tüm üflemeli çalgılar sanatçılarına,
Saygılarımla…
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı
04 Haziran 2020