Amasyalı Strabon: Antik Dünyanın Bilge Coğrafyacısı

MÖ 64/63 yıllarında Amasya’da dünyaya gelen Strabon, antik dünyanın yetiştirdiği en büyük coğrafyacılardan ve gezginlerden biridir. Yaşadığı dönemin zengin kültürel birikimini ve Helenistik mirasın tüm entelektüel imkânlarını arkasına alarak yetişen Strabon, hayatını insanlığın ortak hafızasına ve mekânın bilgisine adamıştır.

Kütüphanelerden Alan Araştırmalarına Uzanan Bir Yaşam

Strabon, yalnızca masabaşında yazan bir yazar değil, aynı zamanda çağının en nitelikli eğitim merkezlerinde ve kütüphanelerinde pişmiş gerçek bir bilgedir. Hayatının önemli bir bölümünde, dönemin en önemli entelektüel ve kültürel merkezlerinden biri olan Nysa Antik Kenti‘ndeki kütüphanede ve akademide derinlemesine çalışmalar yürütmüştür. Nysa’daki bu zengin kütüphane ve eğitim ortamı, onun coğrafi, tarihi ve felsefi altyapısını pekiştirmesinde kritik bir rol oynamıştır.

Elde ettiği teorik bilgileri asla teoride bırakmayan Strabon; Anadolu’dan Mısır’a, Akdeniz’in dört bir yanından Roma’ya kadar pek çok coğrafyayı bizzat gezip gözlemlemiştir. Gittiği yerlerde yalnızca coğrafi formasyonları incelemekle kalmamış; halkların kültürlerini, günlük yaşamlarını, ekonomik faaliyetlerini ve tarihi geçmişlerini birinci elden kaydetmiştir.

Eserleri ve Mirası:

Geographika (Coğrafya / Antik Anadolu Coğrafyası): 17 kitaptan oluşan bu devasa ansiklopedik eser, yazarın günümüze neredeyse eksiksiz olarak ulaşabilen tek büyük çalışmasıdır. Eser; Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’yı detaylı bir şekilde ele alırken, özellikle Anadolu coğrafyasının antik dönemdeki kentlerini, yollarını, mitolojisini ve ekonomik yapısını anlamak için eşsiz bir rehber niteliğindedir.

Eserinin Geographika’nın aslı, antik dönemde papirüs veya parşömen ruloları şeklinde yazılmış olup eserin günümüze ulaşmasını sağlayan en önemli kadim el yazması nüshaları dünyadaki çok özel kütüphanelerde ve müzelerde korunmaktadır.

1) Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eserler Kütüphanesi: Eserin dünyadaki en önemli ve bilinen erken dönem el yazması nüshalarından biri (uzunca bir süre Codex Seragliensis adıyla anılan değerli el yazması) İstanbul’da, Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir. Bu çok özel nüsha uzun süren restorasyon çalışmalarının ardından bilim dünyasına kazandırılmıştır.

2) Vatikan Gizli Arşivleri / Kütüphanesi: Strabon’un metinlerinin günümüze aktarılmasında kilit rol oynayan diğer tarihi ve kritik el yazması nüshalarından biri de Vatikan’da korunmaktadır.

Günümüze Nasıl Geldi

a) (Kayıp Halka ve Vatikan Buluntusu): Strabon’un 17 ciltlik dev eseri antik çağdan sonra Orta Çağ boyunca bir ara neredeyse unutulma noktasına gelmişti. Eserin tam metninin Batı dünyasında yeniden keşfi ve yayılması Rönesans döneminde, özellikle Bizans’tan kaçan bilginlerin taşıdığı nüshalar ve Vatikan Kütüphanesi’ndeki arşiv çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir.

b) “Google Maps” Gibi Kullanılması: Sosyal medyada antik tarih meraklılarının sıklıkla paylaştığı eğlenceli bir detay, Strabon’un eserinin adeta Antik Çağ’ın bir seyahat rehberi veya GPS sistemi gibi çalışmasıdır. Strabon, Roma İmparatorluğu döneminde bir uçtan diğer uca yürüyerek veya deniz yoluyla katettiği mesafeleri, yol üstündeki köprüleri, konaklama noktalarını ve tehlikeli dağ geçitlerini kilometre bazlı (stadyon ölçüleriyle) vermiştir. Sanırım bu cümleleri okuyunca aklınıza Evliya Çelebi de geldi öyle değil mi?

  • İki Çağ, İki Seyyah: Strabon ve Evliya Çelebi: Amasyalı Strabon MÖ 1. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında (Antik Çağ’da, Roma İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarında) yaşarken, Evliya Çelebi 17. yüzyılda (Osmanlı İmparatorluğu’nun en ihtişamlı dönemlerinden biri olan klasik çağda) yaşamıştır. Aralarında yaklaşık 16-17 asırlık (1600 yılı aşkın) bir zaman dilimi bulunmaktadır.
  • Teknolojik ve Coğrafi Çerçeve Farkı: Strabon, Helenistik ve Roma döneminin kısıtlı ulaşım imkânlarıyla, Akdeniz havzasını ve Anadolu’yu adımlarken; Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya yayılan geniş coğrafyasında, at sırtında ve dönemin imparatorluk imkânlarıyla seyahat etmiştir.
  • Anlatı Tarzı: Strabon, coğrafyayı ve bilgiyi ansiklopedik, sistematik ve akademik bir formda (Geographika) aktararak antik dünyanın adeta bilimsel bir haritasını çıkarırken; Evliya Çelebi, yaklaşık 16 yüzyıl sonra, on ciltlik Seyahatnâme’si ile çok daha canlı, halk edebiyatından beslenen, kişisel gözlemleri, mizahı ve efsaneleri harmanlayan edebi ve kültürel bir panorama sunmuştur.

c) Anadolu Vurgusu: Eserin en çok paylaşılan alıntılarından biri, Strabon’un kendi memleketi Amasya’yı ve Anadolu coğrafyasını anlatırken kullandığı gururlu üslubudur. Özellikle Yeşilırmak vadisi ve çevresindeki kalelerin doğayla bütünleşmesini tasvir edişi, coğrafya edebiyatının ilk büyük örnekleri arasında gösterilir.

3) Dünya Kütüphaneleri ve Müzeler: Eserin Bizans dönemine ve orta çağ sonrasına ait farklı kopya ve parçaları (ya da bunlardan üretilen tarihi kodeksler) Paris’teki Fransa Ulusal Kütüphanesinden British Library’e kadar dünyanın önde gelen büyük araştırma kütüphanelerinin nadir eserler koleksiyonlarında yer alır.

4) Historika Hypomnemata (Tarihi Notlar / Tarih Araştırmaları): Polybios’un tarihinin kaldığı yerden devam ettirilmesi amacıyla kaleme alınmış olan bu kapsamlı tarih eseri, ne yazık ki günümüze ulaşamamış olup, yalnızca “Geographika” içerisindeki atıflardan ve fragmanlardan bilinmektedir.

Amasyalı Strabon; kaleme aldığı eserleri, Nysa Kütüphanesi’ndeki derin çalışmaları ve geride bıraktığı evrensel gözlemleriyle, bugün bile hem tarihçilerin hem de coğrafyacıların yollarını aydınlatmaya devam eden ölümsüz bir bilgedir.

Bugün modern dünyada ise bu devasa ansiklopedik eser, Türkçede Prof. Dr. Adnan Pekman gibi değerli akademisyenlerin titiz çevirileriyle arkeoloji, tarih ve coğrafya meraklılarının kütüphanelerinde, üniversitelerin ve belediyelerin ihtisas kütüphanelerinde basılı kitap olarak yerini almaktadır.

Amasyalı Strabon her zaman bana ilham vermiş bir kimliktir. Ben ondan çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Hayatımı karşıma çıkan her bilgeden bir arı gibi bal almaya adadım. O bal o kadar kıymetlidir ki, tadına doyum olmaz. Özellikle akranlarımın ve benden birkaç kuşak önce hayata gelmiş büyüklerimin tarihle hiç bir ilgileri yok. Bu insanları eleştirmekten onlardaki gördüğümüz eksikliklerinden, tavır, tutum ve düşünce tarzlarından yakınmak bir çare değil. Çare bundan sonra yetişip ülkeye sahip olacak gençlerde, çocuklarda… Peki onları tarihe meraklı birer fertler galine getirebilecek miyiz? Arkeolojiye, tarihe, yaşanmışlıklara saygılı insanlar olabilecekler mi? Eğer düşündüğüm gibi olacaklarsa dünya onlar için hiç de güzel bir yer olmayacak. Hayatı para, gezme-tozma, yeme-içme, keyif alma üzerine kurmuş anne-babaları gibi ya da bu imkânı sağlayamayan ebeveynlerine inat haz adamı olma yolunda ilerleyerek nefes alacaklar… Ve inanın bunların sonu ebeveynlerinden çok daha kötü olacak… Çünkü inanılmaz tembel, armut piş, ağzıma düş psikolojisinde bir gençlik nüfusu ümit verici olanlardan çok daha fazla…

Kanımca okullarda temelden başlamak üzere sanat tarihi dersi mutlaka olmalı. Tarih derlerinin oranı alınan eğutimin %40’ını bulmalı. Bununla birlikte %10 oranında da coğrafya dersi olmalı. Belki bilmiyotsunuz, bu ders liseler dahil kaldırıldı. Yeni yetişen gençlere dünya haritasından bir yer sormayı bırakın, yaşadıkları yerde size ancak gittikleri kafenin adresini en iyi tarif edebilirler…

Açıkcası son durumumuz içler acısı. Tarih bilinci yok. Strabonu, Evliya Çelebi’yi, Kaşgarlı Mahmut’u, Fuzuli’yi, İbni Batutayı, Sabuncuoğlu Şerefettin’i, Itri’yi, Piri Reis, Mimar Sinan, Ali Kuşçu, Farabi,Yunus Emre, Seydi Ali Reis, Osman Hamdi Bey, Charles Texer’i, Katip Çelebi, DaVinci, Seyyid Lokman, Matrakçu Nasuh, Celâlzâde Mustafa Çelebi, Kemal Mirşan, Turgut Özakman,… -liste uzar gider- bilen var mı aranızda? Hatta lütfen samimi olun Nutuk’u okudunuz mu?

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı

Bir Cevap Yazın