İnsanların nasıl bir biyografileri varsa şehirlerin de var. O sebeple şimdi sizler Vali Hüseyin Poroy gibi, kendini her alanda inanılmaz yetiştirmiş, kendisini hiç tanımamış, kendisiyle hiç çalışmamışsanız bunu hayatınızda büyük bir eksiklik olarak göreceğiniz değerli bir bürokrattan bahsedeceğim… Ve inanın bana, şimdi buraya yazdıklarım eksik bile kalacak, çünkü tamamen 22 yıl sonra hafızamda kalanların kaç kat özetini sizlere aktarabileceğim, yoksa bir kitap çalışması yapmam getekir. Aslında başlığı, “Çorak topraklarda bir kültür rönesansı, Vali Hüseyin Poroy Dönemi ve Amasya’nın küllerinden doğuşu.” diye atmalıydım. Çünkü hakikaten bir çöldü, bakımsızdı, değer kıymet bileni yoktu Amasya’nın.
Fakat Vali Hüseyin Poroy’u anlatmadan önce, Amasya’nın kaderi değiştiren, Amasya’ya 1996-1998 yılları arasında görev yapmış Sayın Vali Kemal Nehrozoğlu olduğunu anlatmak gerekir. Çünkü Amasyalılar bugünlere nasıl geldiğini anlatmak için söze giriştiklerinde ilk önce Sayın Vali Kemal Nehrozoğlu ile başlarlar söze…
Vali Nehrozoğlu iki yıllık görev sürecinde özellikle yalıboyu evlerinin, tarihi mirasın korunması, kurumsal işbirlikleri ve kültür turizmi konusunda derin izler bırakan, halkın arasına karışıp onlarla kurduğu iletişimi ile bugün hâlâ o günlere tanıklık edenlerin dilinden düşmediği kıymetli bir bürokratımızdır.
Vali Kemal Nehrozoğlu Amasya’nın Amasya Olmasının Miladıdır
Kemal Nehrozoğlu’nun 1996-1998 yılları arasındaki Amasya Valiliği dönemi, bürokrasiye getirdiği kurumsallaşma, disiplin, verimlilik ve kurumlar arası eş güdüm anlayışıyla yerel yönetim tarihinde önemli bir model oluşturmuştur. Nehrozoğlu, klasik hantal devlet bürokrasisinin yerine sonuç odaklı bir yönetim modeli uygulamıştır.
Valilik ve Yerel Yönetim İş Birliği: İl Özel İdaresi ile Amasya Belediyesi ve ilçe belediyeleri arasındaki siyasi ya da bürokratik engelleri aşarak, ortak şehir projelerinde senkronize çalışmalarını sağlamıştır.
Bürokratik Engelleri Kaldırma: Yatırımcıların ve yerel halkın resmi kurumlardaki iş ve işlemlerini hızlandırmak adına, evrak bürokrasisini azaltıcı idari tedbirler almıştır.
Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi‘nin temeli onun döneminde atılmıştır. Tek bir kentin sınırlarını aşan sorunlar için Türk bürokrasisinde ilk kez “Havza Yönetimi” mekanizmasını işletmiştir.
Vali Nehrozoğlu, Yeşilırmak’taki çevre ve kirlilik sorunlarının tek bir valilikle çözülemeyeceğini görerek atmış olduğu bu vizyoner adım, 1997 yılında Çorum, Samsun, Tokat ve Yozgat valiliklerine yaptığı tarihi çağrı sonucunda Türkiye’nin havza bazında kurulan ilk bölgesel kalkınma ortaklığı olan Yeşilırmak Havzası İl Özel İdareler Hizmet Birliği kurulmuştur.
Yalıboyu Evleri ve Tarihi Mirasın Kurtarılması: Kemal Nehrozoğlu, Amasya’nın bugünkü açık hava müzesi kimliğini kazanmasındaki en önemli aktörlerden biridir. Sivil mimari örneklerinin yıkılmasını engelleyerek kamulaştırma ve restorasyon süreçlerini başlatmış, bu konakları kent yaşamına ve turizme yeniden kazandırmıştır. Bu restorasyon başarısı daha sonra atandığı İzmir Valiliği döneminde de tarihi Alsancak köşklerini kurtarırken ona referans olmuştur.
Veriye Dayalı Yönetim ve İlk Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS): Bürokratik kararların kulaktan dolma bilgilerle değil, bilimsel verilerle alınması gerektiğine inanmıştır. Yeşilırmak Havzası projesi kapsamında bölgenin tüm toprak, su, tarım ve nüfus verilerini dijital ortama aktaracak olan Coğrafi Bilgi Sistemi’nin (CBS) bürokratik altyapısını kurdurmuştur. Devlet kademesinde planlamaların rasyonel verilere dayandırılmasını zorunlu kılmıştır.
Kamulaştırma ve Hukuki Altyapı Çalışmaları: Tarihi konakların korunması sadece bir mimari restorasyon değil, çok ciddi bir bürokratik ve hukuki süreç gerektiriyordu.
Mülkiyet Sorunlarının Çözümü: Yalıboyu’nda çok hisseli, mirasçıları bulunamayan ya da hukuki ihtilaflı olan tarihi yapıların kamulaştırılması için valilik bünyesinde özel hukuk ve emlak birimleri çalıştırmıştır. Sit alanı kararları ve Anıtlar Kurulu ile olan bürokratik yazışma/onay süreçlerini hızlandırarak, devletin restorasyon ödeneklerini Amasya’ya hızlıca aktarmıştır.
Amasya’nın sadece bir tarım kenti değil, “Şehzadeler Şehri” vurgusuyla bir kültür ve turizm markası haline gelmesi için çalışmıştır. Tarihi dokuyu ön plana çıkaran çevre düzenlemeleri, Harşena Kalesi ve Kral Kaya Mezarları çevresindeki turizm hareketliliği onun dönemindeki vizyonla ivme kazanmıştır.
Kentteki eğitim altyapısının güçlendirilmesi, okullaşma oranının artırılması ve o dönem Cumhuriyetin 75. Yılı kutlamaları çerçevesinde yürütülen yerel kalkınma projelerine liderlik etmiştir. Amasya halkı ve yerel yönetimlerle kurduğu güçlü bağlar sayesinde bugün Amasya Üniversitesi yerleşkesinin de bulunduğu ana caddelerden birine “Kemal Nehrozoğlu Caddesi” adı verilerek hizmetleri ölümsüzleştirilmiştir.
Cumhuriyetin 75. Yılı Stratejik Planlaması: Amasya’da başlattığı ve daha sonra atandığı İzmir Valiliği döneminde de sürdürdüğü Cumhuriyetin 75. Yılı kutlamalarını, sadece törensel değil “yerel kalkınma seferberliği” olarak bürokratik bir programa dönüştürmüştür. Kamu kurumlarının tüm yıllık bütçe ve hedeflerini bu vizyona göre yeniden planlamıştır.
Vali Kemal Nehrozoğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezuniyeti ve TODAİE Kamu Yönetimi uzmanlığı sayesinde Amasya’da tam bir “devlet adamı ve sistem kurucu” olarak görev yapmıştır. Bu üstün bürokratik disiplini ve başarısı, kendisinin daha sonra Ahmet Necdet Sezer döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği gibi devletin en zirve bürokratik makamına getirilmesini sağlamıştır. Kemal Nehrezoğlu, Amasya’da rönesansı başlatan ve ilk toprağı sürüp, ayrık otlarını temizleyen bir zekâdır. Amasya bu bakımdan çok şanslıdır çünkü kendisinden sonra Amasya’ya vali olarak atanacak olan Hüseyin Poroy, o toprağa nice tohumlar ve fideler edecek, her köşede başka bir bahar yaşatacaktır. Amasyalı gazeteci, emekli DHA muhabiri sevgili dostum Savaş Tutak’ın Amasya’ya yapılan tüm bu yoğun, disipliner, hummalı çalışmaları yorumladığı haliyle aktarmam gerekirse:”Kemal Nehrozoğlu Amasyalıya hayal kurdurmuş, Hüseyin Poroy ise o hayali gerçekleştirmiştir.” O yılların bizatihi şahitliğini yapan Amasyalılar bu iki kıymetli bürokratımızın adını asla dillerinden düşürmez ve her fırsatta dile getirirler.
Vali Hüseyin Poroy ve Altın Vuruş Dönemi
Amasya’nın modern yerel kalkınma tarihi açısından hafızalarda yaşatacak olan, tarihe mâl olmuş iki isim vardır. Birincisi Vali Kemal Nehrozoğlu’nun attığı vizyoner ve kurumsal temeller: sonrasında ise kendisinden sonra gelen Vali Hüseyin Poroy döneminde bu alt yapı ve emeklerin adeta bir “altın vuruş” ile şahlanması…
Bir kenti yönetmek sıradan bir idari görev olabilir; ancak unutulmuş, adeta kaderine terk edilmiş bir şehri “yeniden doğurmak” ancak sarsılmaz bir mücadele, yüksek bir entelektüel vizyon ve adanmışlıkla mümkündür. 1998-2004 yılları arasında Amasya, tam anlamıyla bütünsel bir uyanışa, kendi yerel Rönesans’ına tanıklık etti. Herkesin umudunu kestiği, elini eteğini çektiği bir dönemde Amasya’ye sihirli bir dokunuş yapan ve şehri bir dünya markası haline getiren o vizyoner lider, dönemin Valisi Sayın Hüseyin Poroy’du.
İki Devlet Adamının Ortak Çizgisi ve “Altın Kuruş” Dönemi: Amasya’nın şansı, birbirini takip eden bu iki valinin de vizyoner, kültüre değer veren ve bürokrasiyi halkın/şehrin hizmetine sunabilen karakterde olmasıydı. Kemal Nehrozoğlu “sistem kurucu ve vizyoner” olarak temeli atmış, Hüseyin Poroy ise “uygulamacı ve estetik deha” olarak projeleri bitirip Amasya’yı Türkiye’nin en prestijli kültür-turizm markalarından biri haline getirmiştir.
1998-2004 yılları arasında Amasya’da modern anlamda turizm ve konaklama sektörü henüz yeni gelişme eğilimindeydi. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Amasya Ticaret ve Sanayi Odası raporlarına göre, şehirdeki tesislerin büyük çoğunluğu Bakanlık belgeliden ziyade yerel yönetimlere bağlı küçük ölçekli butik oteller, konaklar ve belediye belgeli pansiyonlardan oluşuyordu. Bölgenin turizm hareketliliğinin ilk adımlarının atıldığı bu yıllarda il genelindeki toplam konaklama tesisi (otel/pansiyon) sayısı 54’e, toplam oda sayısı 913’e ve genel yatak kapasitesi ise 2.156 ilâ 2.162 civarına ancak ulaşabilmekteydi.
Amasya yerel tarihinde bu dönem, devlet bürokrasisinin bir şehri nasıl dönüştürebileceğine dair ders kitaplarında okutulacak bir süreklilik ve başarı hikâyesidir. Bu süreklilik, kentte şu yerel kalkınma başarılarını beraberinde getirmiştir:
- Yalıboyu Konaklarının Zirvesi: Kemal Nehrozoğlu döneminde kamulaştırılan ve kurtarılan konaklar, Hüseyin Poroy döneminde tamamlanarak işlevsel hale getirilmiştir. Amasya evleri butik otellere, müzelere, restoranlara ve kültür merkezlerine dönüştürülerek şehir ekonomisinin can damarı yapılmıştır.
- Yeşilırmak Havza Projesi’nin Hayata Geçmesi: Nehrozoğlu’nun kurduğu Yeşilırmak Havzası Hizmet Birliği, Poroy döneminde çok büyük bütçeli uluslararası ve ulusal projeleri (DPT onaylı) fiilen sahaya indirmiştir. Çevre kirliliğiyle mücadele ve havza koruma planları yatırımlara dönüşmüştür. Poroy, Yeşilırmak Havza Projesi ve habitat için yaptıklarıyla, nehrin kirlilikten kurtarılması, erozyonun önlenmesi ve habitatın korunması adına olağanüstü bir bilimsel ve idari mücadele vermiştir.
- UNESCO Yolculuğunun Temelleri: Şehrin tarihi dokusunun (Harşena Kalesi ve Kral Kaya Mezarları) uluslararası standartlarda restore edilmesi ve çevre düzenlemeleri Hüseyin Poroy’un titiz takibiyle yürütülmüştür. Bu disiplin, Amasya’nın ilerleyen yıllarda UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmesinin önünü açmıştır.
- Kültür ve Sanat Şehri Amasya: Poroy, sadece fiziksel restorasyonla kalmamış; Amasya’yı tiyatrolar, sempozyumlar, festivalsel ve müzelerle donatarak şehre gerçek bir “Şehzadeler Şehri” ruhu ve yüksek bir kültürel kimlik kazandırmıştır.
“Cumhuriyetimizin Doğum Belgesi” ve Entelektüel Vizyon: Vali Hüseyin Poroy, Amasya’yı sadece coğrafi bir mekân olarak değil, köklü bir tarih ve hafıza merkezi olarak gördü. Onun entelektüel vizyonunda Amasya Tamimi, sıradan bir tarihi vesika değil; **”Cumhuriyetimizin doğum belgesi”**ydi. Tarihin yorumlanmasına ve korunmasına kattığı bu derin değerle, Amasya Genelgesi’nin ruhunu şehrin kılcal damarlarına kadar yaydı. Millî Mücadele ateşinin yakıldığı bu topraklara hak ettiği iade-i itibarı bizzat sundu.
Büyük “Tersine Göç” Hamlesi ve Sosyal Yatırımlar: Vali Hüseyin Poroy göreve geldiğinde Amasya, gençlerinin terk ettiği, ekonomik olarak çoraklaşmış ve geleceğe dair umutların tükendiği bir şehirdi. İşte tam bu kırılma noktasında Poroy, kentin her değerini geleceğe en büyük miras bırakmak için adeta her alana neredeyse aynı anda çalışma başlattı.
Vali Poroy Amasya’da Turizm Altyapısı Oluşturmak İçin Büyük Bir Mücadele Başlattı
Vali Hüseyin Poroy’un Amasya’da görev yaptığı 1998-2004 yılları arasındaki dönem, şehrin turizm altyapısının temellerinin atıldığı ve konaklama sorununun çözümü için önemli adımların atıldığı bir dönemdir. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, Amasya ilinin toplam nüfusu 365.231 kişiydi ve bunun da 133.207‘si Amasya Merkez ilçesinde yaşamaktaydı.
07 Ocak 1999’da ben Amasya’ya, Amasya A.S.O Halk Eğitim Merkezi’ne Türk Halk Oyunları Öğretmeni olarak atandığımda öğretmenevi tadilattaydı ve bu yapı sonradan yapıldığı için betonatmeydi. Ayrıca dış görüntüsü yalı evleri ile bir bütünlük sağlamıyordu. Sayın Vali Hüseyin Poroy’un direktifleriyle Öğretmenevinin dış görüntüsü Amasya Yeşilırmak’taki yalı evleri ile bir bütün olacak şekilde giydirilecekti ve benim Amasya’ya ilk geldiğimde sayın valinin zamana, tarihe, şehrin estetiğine olan hassasiyeti, saygısı, şehir plancılığı görgüsü ile birlikte ne kadar vizyoner bir insan olduğu o zaman dikkatimi çekmişti. Kendi adıma bu işaretleri almam, doğru zamanda doğru bir yerdeymişim hissini uyandırmıştı: ve daha o zamandan anlamıştım, sayın vali bu şehir için emek veren herkesin emeğini layığıyla değerlendiren, Amasya’yı her anlamda kalkındırıp şehri cazibe merkezi haline getirmeye çalışan kıymetli bir şahsiyetti
İnsan yazarken yoruluyor, inanın sanki Kurtuluş Savaşı, bir şehirde elinizi nereye uzatsanız size ne uzanacak bir el ne de tutacağınız bir şey var: öyle düşünün… Hâl böyle olunca aklınıza gelebilecek her şeyi “yeniden doğurmak” gerekiyor: ve ancak tüm bunlar; sarsılmaz bir mücadele, yüksek bir entelektüel vizyon ve adanmışlıkla mümkün. İşte tüm bu saydıklarım Vali Poroy’un zaten sahip olduğu, karakterine işlemiş bir titizlikle, planlı, proğramlı, yüksek hassasiyet, seçkin bir estetikle, Amasyalıların ‘A Takımı’ dediği ekibiyle öyle bir ilerleyiş sergiliyor ki, tutabilene aşk olsun! Ve böyle bir çalışma disiplini, tempo, hareketlilik, o “zamanın durduğu şehirde” bir anda saatlerin çalışmasına vesile oluyor!
Amasya Saat Kulesi: Hani bu cümleyi de öylesine kurduğumu sakın zannetmeyin. Amasya Mutasarrıfı ünlü şair Ziya Paşa tarafından 1865 yılında yaptırılan, 1938 yılındaki depremde hasar gören, 1940 yılının Şubat ayında dönemin Valisi Talat Öncel tarafından “yanındaki Helkıs (Hükümet) Köprüsü’nün betonarme olarak yeniden yapılmasına engel olduğu” gerekçesiyle tamamen yıkılan, yaklaşık 62 yıl boyunca artık eski Amasya fotoğraflarında yaşayan bu yapıyı, tarihe, zamana, cumhuriyet değerlerine ve Amasyalılara büyük bir ahde-vefa göstererek, [Amasya Belediyesi’nin adımları ve AKTAV (Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı) projeleriyle] gündeme aldırıp: Esnaf Odaları Merkez Birliği’nin de finansal katkılarıyla orijinal planlarına sadık kalınarak nehir kenarındaki köprü başına 18 Haziran 2002 yılında yeniden inşa ettirerek Amasya’nın merkezine büyük bir imza atmıştır.
Kulenin zemin katında yer alan küçük oda/dükkan alanı ise yapının ruhuna ve işlevine uygun olarak geleneksel bir saat tamircisi ve satış noktası olarak değerlendirilmiştir. Vali Poroy kuleyi sadece kuru bir taş yapı olarak dikmek istememiş; kulenin altına açılan o küçük dükkan, sıradan bir ticarethane değil, kulenin mekanik saatini kuran, bakımını yapan ve geleneksel saatçilik zanaatını yaşatan tematik bir alan olarak tasarlanmıştır. Amasya’nın estetiğine, mimarisine ayrı bir hava katan saat kulesini ziyaret etmek için dahi gelenlerin olması, burada meselenin sadece bir yapı olmadığını anlamasına ziyadesiyle yardımcı olmuştur sanırım!
Saat Kulesi’nin Tarihi Önemi: Saat Kulesi, Türkiye’nin bağımsızlık tarihindeki en kritik ve halkı galeyana getiren kışkırtma olaylarından birine sahne olduğu için de bir öneme sahiptir. Mondros Mütarekesi sonrası 4 Mayıs 1919’da Merzifon’u ve Alaçan’ı işgal eden İngiliz kuvvetlerinin komutanı Yüzbaşı Solter, yanındaki askerlerle birlikte Amasya’ya gelerek hapishanedeki tüm mahkumların salınmasını talep eder, Amasya Mutasarrıfı (Valisi) Sırrı Bey bu hukuksuz talebi çok sert bir dille reddedince İngilizler o gün şehri terk etmek zorunda kalır.
5 Mayıs 1919‘da ertesi gün Yüzbaşı Solter daha büyük bir askeri müfreze ile yeniden Amasya’ya gelir. Amaçları Mutasarrıf Sırrı Bey’i tutuklamaktır. Bu sırada halka gözdağı vermek amacıyla bir grup İngiliz askeri Saat Kulesi’nin kapısını kırarak içeri girer. Türk bayrağını aşağı fırlatırlar ve yerine İngiliz bayrağını çekerek bayrak provakasyonu yaoarlar. Bayrağın indirildiğini gören Amasya halkı ve esnafı kule önünde büyük bir protesto başlatarak seslerini sert tepkilerle gösterince, İngiliz askerleri geri adım atmak zorunda kalır ve kendi bayraklarını indirip Türk Bayrağı’nı yeniden çekerek şehri terk etmek zorunda kalırlar. Bu olay, Amasya Genelgesi öncesinde bölgedeki direniş ruhunu perçinleyen en büyük kıvılcımlardan biri olmuştur.
Bu kadar önemli bir tarihi olayı ve Sayın Poroy’un meseleye sadece mimari bir tarihi miras olmanın da ötesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın 12-22 Haziran 1919’da Amasya’ya gelişi ve Amasya Tamimi’nin yazılması ile birlikte saat kulesinin bağımsızlığımızın bir simgesi olması nedeniyle, burada üstüne aldığı bir görev ve sorumluluk bilincinin, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş haliyle; bundan sonra Amasya’da yapılan her işte, konuya olan hassasiyetin bir “Hüseyin Poroy kriterleri”, ölçeği, anlayışı, tavrı, tarzı ve karizmasının yarattığı eksende burada yazılanları anlayıp, işin içine kendi zekânızı da katmanızın ancak size bir ipucu vereceği kanaatini taşıyorum…
Burada sarf ettiğim cümleler, Sayın Vali Poroy ile çalışma fırsatı bulmuş, kendisini ve çalışma disiplinini çok yakından tetkik etmiş, kendisini tanımaya, anlamaya çalışırken çok şey öğrenmiş ve o yaşıma kadar, 5 yıl üniversite hayatımın yanı sıra; gerek ailemin özel işinde gerekse özel sektörde turizm ve sigortacılık yapmış, yaşıma rağmen kendine has seçkin tecrübeleri olan biriyken, Vali Hüseyin Poroy benim okulum olmuş, kendisinin yanında adeta kendimi ikinci bir üniversite, master yapmış saymışımdır. Hatta şöyle diyebilirim ki, benim yazarlık faaliyetlerimin başlamasının başmimarıdır. Sayın Vali Poroy! Amasya’ya atanalı bir yıl olmuş bir öğretmenin yaptığı çalışmaya kıymet verip, o alanda ortaya koyduğu değeri görmesi, bugün benim bir biyografi yazarı olarak kendimi daha çok araştırma, derlemelerlere vererek çalışmalarımım boyutunu, dünyaya bakış açımı geliştirmeme vesile olması bakımından da kendimdeki başka yönlerimi ortata çıkarmama vesile olması bakımından kıymetlidir.
Yeri gelmişken şunu da özellikle bu satırları okuyan gençlere aktarmak isterim. Belki de burada ilk önce konuşulması gereken biraz da benim çalışkanlığım, heyecanım, kendime koyduğum hedefler, cesaret ve özgüvenimdir. Evet benim heybemde de o günün şartlarında bunlar vardı. Çıraklık Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü’nün aynı benim gibi, o yıllarda Türkiye genelinde 100 kadar olan Türk Halk Oyunları alanında çalıştığımız ile ait oyunları kostümlü olarak müziği ile birlikte derlemesini yapıp, video çekimini bir cd halinde müdürlüğe göndermemizi istemesi, benim ilgili yazının hemen ardından bir ekip kurup birçok köye derleme yapmaya gitmem, bunu yaparken aynı zamanda yöreye ait pekçok kültürel değeri de derlemem ve bunları hiç kimse benden istemediği halde, bir kitap haline getirmem, kendisini şahsen hiç tanımamama rağmen, vali bey ile görüşmek için bir randevu alıp, yaptığım çalışmayı kendisine sunmamla başlayan bir süreç…
Tabii bu durumu şimdi daha iyi değerlendiriyorum. Düşünsenize, eğer becerebilirseniz, -beceremezsiniz- yukarıda Amasya hakkında çok kısıtlı cümlelerle çizmeye çalıştığım bir şehre vali olarak atanıyorsunuz. O kadar yapılacak iş var ki, ve fakat tüm yapılacaklar için de elinizde sadece eldeki ekip var. Öyle ki 24 saat size yetmiyor. İşte o günlerde Sayın Vali Poroy bir gün bakıyor ki, Amasya’ya yeni atanmış bir öğretmen, stajerliği sırasında köylere gitmiş, araştırma ve derleme yapmış, yetmemiş oturmuş onu bir kitap haline getirmiş, sonra kapağına “Amasya Valiliği Kültür Yayınları – Amasya Folkloru” yazmış, bunu bir de hediye paketi yapıp bir kurdeleyle bağlayıp size uzatmış!..
Evet, sayın vali belki de bir yıllık bir öğretmenin kendisinden niçin randevu aldığını merak ediyordu. Belki de bir müşkiliyetim vardı! Ben ise vali beyin onca işinin arasında benim randevumu kabul etmesinden büyük bir mutluluk duymuştum. Önce kendisine kendimi takdim ettim. Sonra da sunacağım hediyeyi kabul edeceği düşüncesinden adeta emin bir şekilde bir hediye paketi içinde kurdeleye sarılmış olarak sunduğum kitap çalışmasını uzattım. Şaşırmış bir şekilde: ‘nedir bu’ dedi. Ben de sayın valim ‘eğer açarsanız memnun olurum’ dedim. Açtığında gerçekten çok şaşırdı. Kapağı okumuş ve ağzından bir “ooo…” nidası çıkmıştı. Sonra sayfalarını çevirmeye başladı. Giriş yazısı Sayın Poroy’a aitti ve buradaki metni beğendiğini bildirir bir ses tonuyla okudu. Sonra bana dönerek, “Bunları ben mi söylemişi?” dedi. Ben de “Evet Sayın Valim, o cümlelerin hepsi sizin demeçlerinizden bir derleme, fakat eğer siz bu çalışmayı basmaya değer görürseniz o zaman o kısmı istediğiniz gibi değiştiririm.” dedim ve yapmış olduğum araştırmaya göre Amasya’nın bir tane dahi yayımlanmış halk bilimi kitabının olmadığını, tamamen kendi inisiyatifimle hazırlamış olduğum bu kitap çalışmasının Amasya’nın kültürünün belgelenmesi ve değerlerimizin yok olup gitmemesi için çok önemli olduğunu ifade ettim…
Sayın Poroy beni iyice dinledi ve sonra, “Tamam biz bu çalışmayı bir inceleyelim, değerlendirelim. Biz sana sonucu bildiririz.” dedi ve kendisiyle tokalaşıp oradan ayrıldım. Aradan birkaç gün geçmişti ki beni vilayetten aradılar. Ve böylece “Amasya Folkloru” kitabı üstünde yayına hazırlama çalışmaları benim için böylece başlamış oldu. Evet bu hikâyeyi her iki taraf için değerlenditecek olduğunuzda, özellikle her alanda hizmet bekleyen bir Amasya için her değeri ortaya çıkartıp onu memleket ve millet için faydalı bir hale getirmek için adeta mücadele veren bir vali için belki de benim gösterdiğim bu sorumluluk örneği, görev bilinci ve taşıdığım heyecan, vali beyin her alanda görmeyi arzu ettiği ve hiç tatmafığı bir gerçeğiydi.
Yeniden otel konusuna dönecek olursak, Vali Hüseyin Poroy’un yaptırdığı tüm restorasyonlarla tarihi yapılar sadece müze olarak kalmadı; otel, pansiyon, kafe ve restoran gibi yaşayan ticari işletmelere dönüştürülerek şehir ekonomisinin can damarı yapıldı. Şehrin ilk büyük ve modern turizm yatırımlarından olan Amasya Apple Hotel’in Hüseyin Poroy tarafından açılması, kentin makus talihini değiştiren en büyük kırılma noktalarından biri oldu. Koskoca bir şehrin tek prestijli, modern, büyük ölçekli oteli olmasınım yanı sıra, yaklaşık 100-120 oda ve 200-250 yatak kapasitesi ile (tam rakam açılış yılına göre değişebilir) şehrin toplam yatak kapasitesini bir anda neredeyse ikiye katlamıştı.
Herkes Amasya’yı terk ederken, Vali Poroy’un bu devasa turizm ve kültür yatırımları halka yeniden umut oldu. İş sahalarının açılmasıyla birlikte Amasya, çevre illerden akın akın göç almaya başladı. En duygusal olanı ise, geçmişte ekmek parası için Amasya’yı terk eden öz Amasyalıların, şehirlerinin bu muazzam uyanışını görüp topraklarına gururla geri dönmesiydi.
Yalı Boyunda Keşfedilen Sübyan Mektebi
Amasya Yalıboyu’nda, Yeşilırmak kıyısındaki Hatuniye Mahallesi’nde yer alan tarihi eğitim yapısını bugü Bülbül Hatun (Sıbyan) Mektebi olarak biliyorsak bu da Vali Hüseyin Poroy’un sayesindedir. Bu tarihi yapının ne olduğunu araştırıp, gerçekleri öğrenince hemen işe koyulan Vali Poroy, bu taş binayı sıva ile sıvanıp üstünü kireçle boyanmış halde gördüğünde tarihe yapılan bu zalimliğe teessüf etmiş, bina Kültür ve Turuzm Bakanlığı’na ait olduğu için, hemen ilgili kurumla çalışmaları başlatmış ve böylece 2002 yılında başlatılan bu çalışma neticesinde dışı kireçle boyanmış, dışarıdan sanki yeni yapılmış bir bina gibi duran bu yapının huç zaman kaybedilmeden dış ve iç resterasyonunu 2003 yılında bitmiştir.
Ünlü Hazeranlar Konağı ile Hatuniye Camii’nin hemen arasında konumlanan bu bina, Hatuniye Külliyesi’nin bir parçası olduğunu: yapının Osmanlı Padişahı II. Bayezid’in eşi ve Şehzade Ahmed’in annesi olan Bülbül Hatun tarafından 1510 tarihinde inşa ettirildiğini: beş asırdan fazla ayakta duran bu tarihi binada çocuklara alfabe öğretmek için buranın temel bir okul olduğu anlaşılmışyır
Moloz taştan örülen duvarlara sahip olan ve enlemesine üçer sıralı tuğla örgüler kullanılarak taş çerçeveli ve sivri kemerli bir giriş kapısı olan: pencerelerin üst kısımlarında, tuğlaların farklı dizilmesiyle oluşturulmuş geometrik süslemelerle dönemin mimari anlayışına dikkat çeken bu tek katlı yapının orijinal halinde çift kubbe ile örtülü olan çatısı, kubbelerin zamanla yıkılması nedeniyle sonradan ahşap çatı ile kapatılmıştır.
Onun restorasyon vizyonu sadece büyük konaklarla sınırlı kalmadı. Kent hafızasında kaybolmaya yüz tutmuş tarihi Sübyan Mektebi onun gayretleriyle gün yüzüne çıkarıldı ve titizlikle restore edildi.
Bu tarihi mekanı ruhuna uygun bir kültür yuvasına dönüştüren Vali Poroy, çocuklara ve geleceğe verdiği önemin bir göstergesi olarak burada Amasya’da Kültür Bakanlığına bağlı bir çocuk korosu kurdurdu. Tarihi duvarların arasında yankılanan çocuk sesleri, Amasya Rönesansı’nın en zarif melodisi oldu.
Geceyi Aydınlatan Işık: Kral Kaya Mezarları ve Fotoğrafçılık Patlaması: O döneme kadar Amasya, hava karardığında büyük bir karanlığa bürünen, gecesi sessiz ve ışıksız bir şehirdi. Hüseyin Poroy, bu karanlığı yıktı. Türkiye’nin ve dünyanın en profesyonel ışık sanatçılarını şehre davet etti. Binlerce yıllık Kral Kaya Mezarları, tarihi dokuya ve kayalara zerre kadar zarar vermeden, büyük bir mühendislik ve sanat dehasıyla ilk kez Hüseyin Poroy tarafından ışıklandırıldı.
Geceleri devasa dağların bağrında parıldayan bu eşsiz manzara, Türkiye’den ve dünyadan büyük bir yankı uyandırdı. Amasya’yı hiç görüp bilmediği için insanlar, televizyonlarda ve mecmualarda gördükleri bu büyülü ışıklandırılmış Kral Kaya Mezarları manzarasına imrenerek baktılar, gıpta ettiler, merak edip tur otobüslerinin yönünü artık Amasya’ya da çevirdi.
Bu ışıklandırma sayesinde kentte fotoğrafçılık sanatı muazzam bir gelişim gösterdi. Amasya’nın gece ve gündüz çekilen eşsiz görselleri art arda üretilmeye, kartpostallara basılmaya ve tüm dünyaya yayılmaya başladı. Şehrin kimlik ve turizm değeri katlanarak arttı.
12-22 Haziran Festivali: Dünyayı Amasya’ya Çeken 12 Günlük Vizyon:
Hüseyin Poroy, Amasya’nın tanıtımında 12-22 Haziran Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Haftası’nı stratejik bir kalkınma aracı olarak kullandı. Bu festivalleri yerel bir etkinlik olmaktan çıkarıp Türkiye’nin ve dünyanın dikkatini çeken küresel bir marka haline getirdi. Festival zamanı köyler boşalır, aracı olmayan köylüler kültürün ve coşkunun çekim gücüyle traktörlerin karasörlerine binerek kilometrelerce yoldan merkeze akardı. Çevre illerden insan seli yaşanırdı. Öyle ki, her şehirde tarih mutlaka vardı ve fakat Amasya Tamimi hem 12-22 Hazirqn tarihleri arasında yaşanan işgale direnişin ilk adımı hem de cumhuriyet anlayışıyla devlet kurulduktan sonra yapılan festivallerle Amasyalı’nın ülkemizin göğsüne takılan bir nişan gibi, bu kutlama etkinlikleri yurrun her bir köşesinde parlıyordu.
Bu devasa festivallerin içeriği ise tam bir deha ürünüydü:
- TRT Sanatçıları ve Büyük Buluşmalar: Her festivalde TRT sanatçılarını Amasya’da yaptırdı, Amasyalının hiç görmediği sanatçılarla buluşturdu. Amasya o zamana kadar yurt içinde de haberi yapılmayan, unutulmuş bir şehirken şehri her bakımdan hafızada kalıcı etkinlik haberlerle reklamını yaptı.
- Yerel Sanatçılara ve Halk Oyunlarına Ahde Vefa: Büyük isimlerin yanı sıra yerel değerleri asla unutmadı. Yerel sanatçılara önem verdi ve onların mutlaka festivalde konser vermesini sağladı. Yerel Türk Halk Oyunları, çocuk gösterilerine çok önem verdi ve gençlerin kendi kültürüyle buluşmasını hayati bir görev bildi. Devlet Halk Danları Topluluğu ve İzmir/Selçuk, Artvin gibi nice farklı illerin Türk Halk Oyunları ekibi, festival bünyesinde yer aldı.
- Milli Piyango ve Tarihi Hatırlatma: Amasya’nın tanıtımını yapmak için, festival bünyesinde büyük bir vizyonla Milli Piyango çekilişinin üstüne Amasya tamim ve tarihi hatırlatma yapılarak akıllarda kalıcı birçok çalışma yaptırdı. Milyonlarca insanın gözü Amasya’ya çevrildi.
Yeşilırmak’ın İhyası ve Kordon Boyu: Vali Hüseyin Poroy, Amasya’nın can damarı olan Yeşilırmak’ı sadece akan bir su olmaktan çıkarıp turizmin ve sosyal yaşamın merkezine yerleştirdi. Nehrin debisini korumak için ıslah çalışmaları yaptırdı. Amasya’nın o tarihi Osmanlı ruhuna uygun saltanat kayıklarının Yeşilırmak’ta dolaşarak Yeşilırmak’ın da turizm ve sosyal yaşam alanını geliştirmek için çok önemli projenin içinde yer aldığını gösterdi. Yeşilırmak’ın hemen kıyısına yapılan yürüyüş yolu, halka açık gösteriler yapmak için yapılan sahne ve halkın oturma yerlerine ait yatırım ve çevre düzenlemesi Vali Hüseyin Poroy’un eseridir.
Çorak Topraktan Geleceğe Kalan 11 Ölümsüz Eser: Kültür Bakanlığı kendi bünyesinde birçok ilin halk bilimi hem de her dalda kitabını defalarca basarken, ne yazık ki o döneme kadar Amasya’nın kültürel değerlerini konu alan böyle bir tane dahi eseri yoktur. İşte bu unutulmuş iklimde Vali Hüseyin Poroy, inanılmaz bir mücadele vererek tarihten tarıma, sanattan tıbba kadar farklı dallarda tam 11 tane başucu eserini Amasya kitaplığına kazandırdı. Koskocaman ili tanıtan bir tane dahi kitap yoktu, düşünebiliyor musunuz? Hüseyin Poroy, 1. kitap olan “Tacın Gizemli Şehri” adlı valiliğin prestij kitabını bastırıp, bu eşsiz eseri tüm yurt genelindeki meslektaşı valilere gönderdiğinde, Türkiye’de şimdiye kadar birçok ilin hiç üstünde durmadığı bir geleneği başlatmış oldu. Valilikler, kendi şehirlerinin tarihi, kültütel, sanatsal tanıtımlarını yapmak için “Tarihin Gizemli Şehri Amasya”yı örnek aldılar.

Amasya Valiliği Kültür Yayınları serisi içinde, 3. sırada yer alan, araştırma ve derlemesinden, yazım ve basım aşamasına kadar 3 yıl süren ve 3000 adet bastırılan “Amasya Folkloru” adlı eser, çiçeği burnunda bir halk oyunları öğretmeni olarak köylerde verdiğim 5.5 yıllık sarsılmaz mücadelenin, emeğin, azmin ve kimsenin alaşağı edemediği o sarsılmaz ruhun ürünüdür.
Niçin “kimsenin alaşağı edemediği” cümlesini kullanıyorum, çünkü yaşanmışlıklarım ve şahsi tespitlerim üzerine söylüyorum. O gün genç bir öğretmen ve yurttaş olarak Amasya’ya gittiğimde, çok büyük emekler vererek hazırladığım bu esere dönemin valisi Sayın Hüseyin Poroy Beyefendi değer vermiş olmasaydı, benim gibi genç bir öğretmenin bilgi, birikiminden şüphe duysa ya da kültüre değer vermeseydi, sadece benim yaptığım tüm çalışmalar yok olup gitmeyecekti: koskoca bir şehrin/yörenin kültürü yok olacak; bugüne gelene kadar birçok işletme kitapta yer alan kıyaferler, oyunlar, müzik, 555 adet mani, şive, kilim desenleri, gelenek, görenekler bu güne aktarılamayacaktı… Nitekim 1999-2004 yılları arasında ben henüz öğretmenken Amasya’ya kattığım onca değerin içerisinde, Amasya’yı bir turizm şehri yapmak için ürettiğim nice fikir ve projelerimi etrafımdaki birçok Amasyalı ile paylaşıyor ve onların bu fikirlerimi hayata geçirmeleri için teşvik ediyor, bu düşüncelerimi yerel bir gazetede dile getiriyordum. Bunlar azımsanacak tohumlar değildir: ve nitekim bugünkü Amasya’ya baktığımda mekânların özgün tasarlanmasından, elma çayına, türüyüş yolunda eski dönemlere ait geleneksel kıyafet kiralanarak çekilen nice fotoğraflardan, Fransa’yı hak etmediği halde bir demir yığını Eyfel Kulesi nedeniyle insanlar üstünde yıllardır sosyal etkileşimle kazandırılmış “Aşklar Şehri” imajına en çok yakışan Amasya’yı dünya çapımda hak ettiği yere ulaştırmak için verdiğim çabalar bugün hayata geçmiş olmayacaktı…
Osmanlı Döneminde Amasya’ya “Lale Devri” İsmini Veren Lale Soğanlarının Amasya’dan Gittigini Ortaya Çıkartıp Bu Bilgiyi 2000 Yılında Amasya’da Yayan İlk Kişi Benim
Öyle ki, Amasyalı, Lale devrine ismini veren Amasya Lalesi’ni benim yaptığım araştırmalar neticesinde öğrenmiştir. Amasya’da lale soğanlarının çoğaltılıp her yere ekilmesi ve tıpkı eskiden olduğu gibi, lale soğanlarının satışa sunulması, lale üretimlerinin yapılması, şehirde lale çiçeği ile peyzaj yapılması, her evin bahçesinde mutlaka lale soğanlarının ekilmesi benim fikrimdir.
Ve hatta bu fikirletimin unutulmaması ve benimsenmesi için çok sonra Antoloji’de yayımladığım “Aşkından Bu Şehirde Öldün mü hiç” adlı besteli şiirimi, 2002 yılında yazdım ve bu şiirim o yıllarda Amasya’da birtakım öğretmenler tarafından çocuklara okutulmuş ve 2004 yılının Temmuz ayından sonra artık Amasya’da yaşamasam dahi, bu mücadelemin sonuçlarını her alanda alıyor olmak göğsümü kabartmıştır…
Bir kenti yönetmek sıradan bir idari görev olabilir; ancak bir kenti “yeniden doğurmak” ancak entelektüel bir vizyonla, sarsılmaz bir mücadeleyle ve adanmışlıkla mümkündür. 1998-2004 yılları arasında Amasya tam anlamıyla bütünsel bir uyanışa, kendi yerel Rönesans’ına tanıklık etti. Bu muazzam uyanışın mimarı ise, makamının hakkını sonuna kadar veren vizyoner bürokrat, dönemin Valisi Sayın Hüseyin Poroy’du.
“Cumhuriyetimizin Doğum Belgesi” ve Entelektüel Vizyon
Vali Hüseyin Poroy, Amasya’yı sadece coğrafi bir mekân olarak değil, köklü bir tarih ve hafıza merkezi olarak gördü. Onun entelektüel vizyonunda Amasya Tamimi, sıradan bir tarihi metin değil; *”Cumhuriyetimizin doğum belgesi”*ydi. Tarihin yorumlanmasına kattığı bu derin değerle, Amasya Genelgesi’nin ve tamimin ruhunu şehrin kılcal damarlarına kadar yaydı. Millî Mücadele ateşinin yakıldığı bu topraklara hak ettiği iade-i itibarı sundu.
12-22 Haziran Festivali: Hayatın Her Alanında 12 Günlük Coşku
Onun döneminde 12-22 Haziran Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Haftası, protokol barındıran soğuk törenlerden çıkıp halkın bizzat içinde yaşadığı devasa bir şölene dönüştü. Şimdiye kadar hiç kutlanmadığı ölçüde büyük bir vizyonla ele alınan festival; tarımdan sanata, spordan halk bilimine kadar hayatın her alanındaki konulara yer verilerek tam 12 gün boyunca kesintisiz bir coşkulu şölene evrildi.
Bu festival zamanı Amasya’da adeta hayat dururdu:
* Köyler Boşalır, Şehir Dolardı: Amasya’nın köyleri festival coşkusuyla tamamen boşalır, halk akın akın merkeze akardı.
* Traktör Kasalarında Yolculuk: Özel aracı olmayan köylüler, kültürün ve coşkunun çekim gücüne kapılarak traktörlerin karasörlerine doluşur, kilometrelerce yolu bu heyecanla kat ederdi.
Çevre İllerden Akın: Sadece Amasya değil; Tokat, Çorum, Samsun gibi çevre illerden insanlar bu 12 günlük kültür rönesansını yerinde yaşamak için şehre akın akın gelirdi.
Yeşilırmak’ın İhyası: Saltanat Kayıkları ve Yürüyüş Yolu
Yeşilırmak’ta Saltanat Kayıkları: Bugün Yeşilırmağın üstünde bugün saltanat kayıkları denilen, eğlencelik su araçları yüzüyorsa, bu Hüseyin Poroy’un sayesindedir. Önce nehrin etrafında sürekli çıkan otların temizletilerek Yeşilırmak ve yalıboyu evlerinin görüntüsünü düzeltmekle işe başladı. Nehrin debisini yükseltme faaliyetleri gerçekleştirerek kepçelerle ırmağın tabanını düzleştirdi. Amasya’nın o tarihi ruhuna uygun saltanat kayıklarının Yeşilırmak’ın sularıyla buluşturmak için her türlü alt yapıyı gerçekleştirdi. Eğer bugün şehir, nehir üzerinden kendini seyreden bir Venedik estetiğine bürünmüşse bu dönemin valisi Hüseyin Poroy ve tüm bu projeleri hayata geçirmek için gayret gösteren ve Vali Poroy ile uyum içinde çalışan dönemin belediye başkanı Hüseyin Baş sayesindedir.
Yeşilırmak boyunca Kordon ve Çevre Düzenlemesi: Yeşilırmak’ın hemen kıyısına yapılan modern yürüyüş yolu, nehir kenarında halka açık muazzam gösteriler, konserler ve kültürel etkinlikler düzenlemek için yapılan o devasa yatırımlar ve çevre düzenlemeleri tamamen Hüseyin Poroy’un şehre bıraktığı kalıcı birer eserdir.
“Yeşilırmak Yürüyüş Yolu” Yalıboyu evlerinin tam karşısına, o kadar güzel bir alana yapıldı ki, bu yol ve yolun üstünde yapılan neredeyse 2000 kişiyi alacak şekilde, Yeşilırmek ve Yalıboyu evleri görüntülü açıkhava amfitiyatrosu, şehrin adeta sanatsal, kültürel etkinlikleri yanısıra, tüm güzelliklerini en iyi şekilde sergileyecekleri bir yer haline geldi. Bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Lokman Hekim İşitme Engelliler İlköğretim Okulu öğrencilerinden oluşturduğum Karadeniz Akçaabat Türk Halk Oyunları ekibi buranın açılışında ilk gösterisini sergilemesi de tarihi olarak benim için çok kıymetlidir.
Amasya’nın İlk Folklor Kitabı Aynı Zamanda İlk Ödüllü Kitabı
“Amasya’nın Kültür ve Tarım Rönesansı: Vali Hüseyin Poroy Dönemi Eserleri (1998-2004)” ve “Tarihten Tarıma, Kültürden Sanata”
Vali Hüseyin Poroy Amasya’ya adadığı altı yılda şehre tarihten tarıma, kültürden sanata adeta bir rönesans yaşattı ve o gün her alanda temeli atılan nice atılımlar, yrnilikle, öncülükler, yaklaşımlar bugünkü Amasya’yı ortaya koydu.
En başta Amasya’nın üç numaralı kültür eseri olan “Amasya Folkloru” olmak üzere, Amasya’ya farklı dallarda toplamda on bir eser kazandırmak ve bu eserlerin her birinin de kendi alanında şehrin tarihine, kültürüne, sanatına, tarımına ayrı öncülük etmesi sıradan bir durum veya başarı değildir.
İşte o dönem çorak topraklarda filizlenen ve Amasya’ya kazandırılan 11 Ölümsüz Eser:
1️⃣ Tacın Gizemli Şehri Amasya (Kolektif Çalışma)
2️⃣ Amasya Hazeranlar Konağı (Ahmet Yüce)
3️⃣ Amasya Folkloru (Silvan Güneş)
4️⃣ Milli Mücadele Yıllarında Amasya (Hüseyin Menç)
5️⃣ Amasya Ressamları (Hürrem Özerdem)
6️⃣ Amasya Müzesi (Ahmet Yüce)
7️⃣ Amasya Belgelerini Yeniden Okumak (Prof. Dr. Hikmet Özdemir)
8️⃣ Amasya Burmalı Minare Camii Kitabeleri (Prof. Dr. Ali Yardım)
9️⃣ Amasya Kaya Kitabesi (Prof. Dr. Ali Yardım)
🔟 Amasya Hekim ve Sabuncuoğlu Şerefeddin (Prof. Dr. İlter Uzel)
1️⃣1️⃣ Tarım ve Köy Hizmetleri Bakanlığı