
Hayat sadece önümüze konan, bize dayatılan ya da o an mecbur bırakıldığımız sınırlı bir gerçeklikten ibaret sananlara buradan bir ufuk çizgisi çezeyim. İnsanların çoğu kendi döngülerine sıkışıp kalır; yaşadıkları hayal kırıklıklarını, yarım kalmışlıkları veya önlerine örülen o sahte duvarları kaderleri belleyip o dar alanda (“yaşadığıyla”) kalırlar ve bunu “yaşadım” zannederler!
Oysa o cesaret edilemeyen yüzleşmeler, uzatılmayan eller, söylenmeyen dürüst sözler, yani o “yaşayamadıklarımız” aslında bir nefes, tek bir asil adım kadar yakınımızda durur. Onları uzak kılan tek şey, insanların o dev aynalarındaki sahte gururları, korkaklıkları ve sığlıklarıdır. Korkularını aşıp o gerçek iletişime, o saf ve maskesiz hakikate adım atabilenler için yaşanamayan ne varsa aslında hemen yanı başımızdadır.
Hayatı, tarihi ve insanı iyi kavrayıp, “gerçeklik” ve derinlik, vermek, aldığın her nefeste kendini hissetmek gerekir. İnsanın kendi sınırlarını sorgulaması önemli olduğu kadar hüzünlü bir durum benim için. Çünkü içindeki cam kırıklarına bir şey yapamıyor insan. Ne bir araya getirip yapıştırabiliyor, ne de çöpe atabiliyor. Umarım ve dilerim, daha fazla kanamaz…

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı