Kendini Aş!

“Kendini aş…”


Ne kadar kolay söyleniyor değil mi?
Sanki insanın canını yakan, kıran, küçümseyen her söz; karşı tarafın “kendini aşamaması”ndan ibaretmiş gibi…
Oysa mesele çoğu zaman insanın kendini aşamaması değil; karşısındakinin sınır tanımadan konuşabilmesidir.


Bazı insanlar vardır; doğrudan hakaret etmezler. Hatta kendilerini son derece kibar, ölçülü ve ince ruhlu görürler. Fakat söylemek isteyip de açıkça söyleyemedikleri her şeyi; ima ile, alayla, küçümsemeyle, “şakaydı” cümlesinin arkasına saklayarak söylerler. Sonra da karşı taraf incinince dönüp: “Sen yanlış anladın.” “Çok büyütüyorsun.” “Kendini aş.” derler.


İnsanlara söylemek isteyip de söylenemeyen sözlerin envaiçeşidi vardır.
Bazen bir emojiye gizlenir.
Bazen bir “espri”nin içine saklanır.
Bazen üçüncü kişinin ağzından aktarılır.
Bazen de “tespit yapıyorum” denilerek insanın karakterine kadar uzanılır.
Ve en ilginç tarafı şudur:
Kıran kişi, çoğu zaman kendisini hâlâ “hakaret etmeyen”, “dürüst”, “doğruyu söyleyen” insan sanır.


Oysa insanı asıl yoran şey kaba söz kadar; o sözün ardından gelen inkârdır.
Çünkü bazı insanlar yalnızca kırmaz; kırdıktan sonra bir de kırılan kişiye suçluluk yükler.


“Kendini aş” deniyor ya…
Belki de insanın önce aşması gereken şey; karşısındakini küçümseyerek kendini üstün görme alışkanlığıdır.


Belki de gerçek olgunluk; bir insanın neden incindiğini anlamaya çalışabilmektir.
Belki de “ben böyleyim” cümlesinin arkasına saklanmadan, dilinin yarattığı etkiyle yüzleşebilmektir.


Zira insanın karşısındakini ezme ihtiyacının altında çoğu zaman görünmeyen bir eksiklik yatar. Kimi insan; kendi içinde bastıramadığı kırgınlığı, yetersizliği ya da hayatın ona bıraktığı tortuyu, bir başkasının üzerinde üstünlük kurarak bastırmaya çalışır. Bu yüzden bazı sözler yalnızca ağızdan çıkmaz; insanın içinde biriken öfke, tatminsizlik ve hesaplaşma da dile karışır. Ne var ki kişi, kendi içindeki karanlıkla yüzleşemediğinde, kırdığı insanı suçlamayı tercih eder. İnsanların içlerinde taşıdığı boşlukların başkalarını incitmeye dönüşmesi ise ne yazık ki yaşla değil, karakterle ilgilidir. Ve bazı insanlara kaliteli iletişimin ne olduğunu, bir insanın kalbine zarar vermeden, sınırlarını ihlâl etmeden nasıl konuşulacağını öğretmek gerçekten bizi aşar.”

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Yorum bırakın