Eser İncelemesine Hayat Hikayesi Serpiştirmek Biyografi Değildir: Vitrin Süslemesinden Öteye Geçemeyen Kolaj Kitaplar Edebiyat dünyasında ve yayıncılık sektöründe sıkça rastlanan, ancak türün doğasına aykırı olan metodolojik bir yanılgı var: Türk edebiyatında iz bırakmış tanınmış isimlerin eserlerini alt alta dizip incelemek, aralara da bu kişilerin hayat hikayelerinden cımbızlanmış “kırıntı bilgileri” sos olarak eklemek. Açık ve net konuşmak gerekir; bu tür çalışmalar akademik veya edebi birer inceleme yazısı, monografi taslağı ya da genişletilmiş birer ansiklopedi maddesi olabilir; fakat asla bir “biyografi kitabı” değildir, olamaz.
Hatta bir halk bilimi uzmanı olarak ben tüm bu bilgilerin içerisinde öznenin ne hangi coğrafyada yetiştiğine, ne yiyip içtiği, nasıl bir ailede doğduğuna, çevresine, çevrenin eğitim ve algı seviyesine, başarı ve başarısızlık oranına, çevrenin sosyolojik olarak özne üstündeki etkisinin olumlu ve olumsuz yönlerine, düşünce biçimine, bu düşünce biçiminin doğru orantılı mı yoksa ters orantılı mı özneye etki ettiğine, öznenin eleştirdiği konulara, sahip olduğu değerlere, tavır, hal ve hareketlerine kadar biyografinin ana konusu olduğuna inanıyorum. Bir biyografi sadece biyografisini anlatana göre ilerleyemez. Mutlaka ki biyografi yazarı da bir arkeolog gibi özneden aldığı bilgilerle kendine bir yol haritası çıkartırken, kendine alan çizdiği ve o alanın içinde kalan bir fertle de aynı yoğun psikolojik iletişim serüveni ilerleterek devam temelidir. Sonuç olarak özne kendi hayatını yazdırıyor olsa dahi, kendisinden alınan her bilgi çapraz sorugulama/lar ile teyit edilip, anlatılanların doğruluk payları üzerinden metinler oluşturularak ilerlenmelidir. Gerçek bir biyografiyi yazmak, insanlar hayatta olduğu halde son derece kritik, çoğu zaman insan hafızasına yenik düşmüş veya insanın hafızasının kendisine oyunlar oynadığı durumlarla dahi karşılaşılmasına rağmen, hiç hayatta olmayan, ve hatta kendileri hakkında bilgi verecek kimselerin dahi kalmadığı durumlarda birtakım kimselerin kalkıp edebi şahsiyetlerin eserlerinin üstünden onların biyografilerini yazdıklarını iddia etmeleri, gerçekliğe ve etikliğe sığmayan bir durumla birlikte, bu tür çalışmaların “biyografi” adı altında yayımlanması da edebiyatımızın öksüz çocuğu dediğim biyografi alanını anlaşılmaz yaparak, okurun zihninde biyografi kavramını doğru bir zemine oturtamayacağı gerçeği ile yüz yüze gelmesini sağlar ki; bu durum da yaşadığımız çağın çok gerisinde kalmış bilimle bağdaşmayan bir sonuca maruz kalmamızın bedelini bizlere ağır ödetir.
Bir çalışmaya biyografi diyebilmek için metnin merkezine, yazarın eserlerini değil, o eserleri doğuran insanın ruhunu, açmazlarını, psikolojisini ve yaşadığı dönemin sosyo-kültürel iklimini koymak gerekir. Eserler, biyografide amaç değil; o insanı, onun zihinsel dehlizlerini ve karakter gelişimini anlamlandırmaya yarayan birer enstrümandır.
Kolaj mantığıyla hazırlanan yüzeysel çalışmalar ile hakiki biyografiler arasındaki derin uçurumu üç temel başlıkta özetleyebiliriz:
- Odak Kayması: Kırıntı bilgilerle süslenmiş eser incelemelerinde merkezde metinler vardır, yazarın hayatı ise sadece arka planı dolduran bir dekordur. Gerçek bir biyografide ise sahnede doğrudan insan vardır. Onun travmaları, aşkları, sürgünleri, ekonomik buhranları ve içsel kavgaları anlatılır.
- Kolaycılık ve “Dedektiflik” Eksikliği: Sadece herkesin bildiği matbu eserleri okuyup, internette veya ansiklopedilerde gezinen hayat hikayesi kırıntılarını bir araya getirmek kolaycılıktır. Hakiki bir biyografi yazarı ise bir adli tıp uzmanı veya bir dedektif gibi çalışır. Birincil kaynaklara; yazarın yayınlanmamış mektuplarına, günlüklerine, dönem tanıklarının sözlü anlatılarına ve tozlu arşiv belgelerine ulaşarak o hayatı adeta yeniden inşa eder.
- “Neden ve Nasıl” Sorularının Cevapsız Kalması: Yüzeysel çalışmalar okuyucuya sadece “Ne zaman doğdu, hangi kitapları yazdı?” gibi mekanik bilgileri verir. Gerçek bir biyografi ise “O satırları yazarken yazarın elini titreten neydi?”, “Hangi toplumsal baskı veya içsel yıkım bu üslup değişikliğine yol açtı?” gibi can alıcı soruların peşinden koşar.
Sonuç olarak; edebi metin analizlerinin arasına serpiştirilen yaşam öyküsü kırıntıları, ortaya melez ve konjonktürel bir inceleme kitabı çıkarabilir. Ancak biyografi, sadece bir vitrin süslemesi değildir. Biyografi; bir insanın ruhunu yakalama, onu etten kemikten bir insan olarak yeniden var etme ve geleceğe kusursuz bir hafıza bırakma sanatıdır. Bu sanatı, basit bir derleme ve kolaj çalışmasıyla karıştırmamak edebiyatın ve türün namusu gereğidir.
Türk edebiyatında ve yayıncılık dünyasında tam da bahsettiğiniz metodolojik hataya düşen, yani “biyografi” iddiasıyla yola çıkıp aslında sadece kronolojik kırıntı bilgilerle beslenmiş birer eser incelemesi veya tanıtım kolajı olmaktan öteye gidemeyen” yaklaşımın somut tezahürleri mevcuttur.
Okullara ve Eğitimcilere Çağrı: “Her Hayat Hikayesi Serpiştirilmiş Kitap Biyografi Değildir!” (Seçici Okur Farkındalık Rehberi)
Farkındaysanız ve yazılarımı takip ediyorsanız, bir biyografi yazarı olarak üstüme düşen görevi yerine getiriyor ve ne biyografidir ne değildir; kim biyografi yazarıdır, kim değildir sorularına cevap verebileceğiniz oranda, biyografiler konusunda sizleri bilgilendiriyorum. O sebeple bugünkü yazımda özellikle sevgili eğitimcilerimizi ve öğrencilerimizi bu konuda uyarmak için şu satırlarla onlara seslenmek istiyorum;
Değerli Eğitimciler, Kitap Kulüpleri ve Sevgili Öğrenciler;
Okuma kültürümüzü zenginleştirmek için kütüphanelerimize aldığımız, ödevlerimizde kaynak olarak kullandığımız veya popüler raflarda görerek satın aldığımız bazı kitaplar, ne yazık ki etiketlerinin hakkını vermemektedir. Son yıllarda özellikle Türk edebiyatının tanınmış isimlerinin hayatları üzerinden ticari bir “kolaj” modası başlamıştır.
Bir kitabın üzerinde “Biyografi” yazması veya bir yazarın hayatından bahsetmesi, o eseri edebi ve bilimsel anlamda bir biyografi kitabı yapmaz. Öğrencilerimizin ve okurlarımızın “sahte biyografiler” ile “hakiki biyografileri” ayırt edebilmesi için şu kriterlere dikkat etmesini istiyoruz:
Dikkat Edilmesi Gereken “Olumsuz” Biyografi Modelinin Şifreleri
Eğer elinizdeki kitap şu özellikleri taşıyorsa, o kitap bir biyografi değil; sadece ticari bir derleme veya magazin kolajıdır:
- Herkesin Bildiği Magazinsel Cümleler: Kitap, yazarın edebi derinliğinden veya karakter analizinden ziyade, sadece herkesin internette aratarak bulabileceği popüler aşk hikayelerini, kavgalarını veya trajik ölüm anlarını cımbızlayıp tekrar ediyorsa,
- Araya Serpiştirilmiş “Birkaç Söz”: Kitabın büyük bir kısmı yazarın en bilinen 2-3 şiiri veya roman alıntısıyla doldurulmuş, hayat hikayesi ise bu sözlerin arasına sadece “sos” ve dolgu malzemesi olarak serpiştirilmişse,
- “Çok Az Biyografi” Derinliği: Yazarın çocukluğu, zihinsel gelişimi, yaşadığı dönemin sosyo-politik iklimi ve iç dünyası hiç araştırılmamış; sadece “Şurada doğdu, şurada sürgün yedi, şu eseri yazdı ve öldü” gibi kuru bir kronolojiden ibaret bırakılmışsa…
…Bu kitap bir biyografi kitabı değildir! Bu tarz yayınlar, okurun zamanını çalan ve türe zarar veren “hap kitap” kurnazlığıdır.
Okur Bu Tuzağa Nasıl Düşmez? (Ayırt Etme Kriterleri)
Bir biyografi kitabını incelerken kendinize ve öğrencilerinize şu soruları sorun:
- Kitabın Kaynakçası Var mı? Hakiki bir biyografi yazarı adeta bir dedektif gibi arşivlere, mektuplara ve günlüklerin orijinaline iner. Kitabın arkasında sağlam bir kaynakça yoksa, o kitap internetten kopyala-yapıştır yapılmıştır.
- Merkezde İnsan mı Var, Yoksa Sadece Eser mi? Gerçek biyografi eseri değil, insanı inceler. Eserleri ise sadece o insanın ruhunu anlamak için bir araç olarak kullanır.
- Bana Yeni Bir Şey Söylüyor mu? Kitabı bitirdiğinizde o şahsiyeti sadece “ünlü bir isim” olarak değil; etten, kemikten, hatalarıyla ve başarılarıyla yaşayan bir insan olarak içinizde hissedebiliyorsanız doğru kitabı okuyorsunuz demektir.
Çağrımızdır: Okullarımızda, edebiyat derslerinde ve performans ödevlerinde öğrencilerimizi bu kolaycı “kolaj” kitaplardan uzak tutalım. Onlara edebiyatın ve araştırmanın namusunu koruyan; derinliği olan, birincil kaynaklara dayanan hakiki biyografileri okutalım ki, geleceğin seçici okurları ve araştırmacıları yetişebilsin.
Naçizane olarak sizlere bir biyografi yazarı olarak kaleme aldığım, iki gerçek biyografiyi okumanız için tavsiye ediyorum. Bunlardan birincisi “Bir Anadolu Efsanesi Şefik Çerçioğlu” adlı biyografik eserdir. Aydın/Sultanhisarlı bir bir çocuğun, türlü işlerde, türlü memleketlerde yaptığı çalışmalarla geçen ve sonunda kendisini Jantsa AŞ gibi dünyanın sayılı jant fabrikalarından birinin sahibi bir girişimci olarak, bir ömrün inişli çıkışlı çok yönlü ve renkli yaşanmışlıkları ile bezenmiş bir hayatı okumanızı tavsiye ederim. Bu biyografiyi okurken, hem gerçek bir biyografi türünün nasıl yazıldığını okuyup, buna vakıf olacaksınız hem de bu biyografiden çok derler çıkartıp, belki de hayatınıza yön verecek bir fikirle hayatınıza yürümeye devam edeceksiniz. Diğer eser ise “Her Hayat Bir Mirastır – Berat Cömertoğlu” adlı bir turizmcinin yine belgesel tadında kaleme aldığım eşsiz bir yapıt. Tıpkı Şefik Çerçioğlu’nun biyografi kitabında olduğu gibi, bu eserde de Berat Cömertoğlu’nun hayatı boyunca tam on beş iş değiştirdiğine ve en sonunda Antalya ve Alanya bölgesinin en prestijli yedi oteline sahip olduğunu okurken, neredeyse okuduklarınıza inanamayacağınız gerçekte bir serüvene kapılacaksınız. Fakat unutmayınız ki her iki eser de bilimsel/belgesel biyografi türüne girmektedir ve bu iki eseri okuduktan sonra inanıyorum ki, biyografi adı altında yazılmış nice eserlere rastladığınızda aynı tadı alamayacaksınız. Çünkü şimdiye kadar okuduğum biyografiler tamamen anılarla yoğrulmuş, yazarın sadece özneyi okura en iyi şekilde tanıtmak için özenerek seçtiği cümlelerden geçilmeyen bir metin yoğunluğu ile yüzleşmeniz insana ister istemez bir hayal kırıklığı yarattığı gibi, bu tür çalışmalar da okuduğunuz hayat hakkında sizlere bir doygunluk vermiyor. Hal böyle okunca, okur bir iki ederken, sonrasında biyografi adı altında basılmış çalışmaları eline almak istemiyor. İşte biyografilerin okunamaması, okunmayan biyografileri yayınevlerinin basmak istememesi, hayatını kimsenin okumayacağına kanaat getiren öznenin de hayatını yazdırmak istememesi hep bu zincirin birer parçaları. Hâl böyle olunca, bir tane olumsuzluğun peşinden çorap söküğü gibi gelen bu olumsuzluklar, biyografi yazarlığını öksüz, yalnız ve işlevsiz bırakıyor. O sebeple biyografileri ve biyografi yazarlığını çok önemseyen bir yazar olarak bir taraftan biyografi yazarı olmadığı halde biyografi yazdığını iddia eden yazarların, diğer taraftan da biyografilerin yüzüne bakmayan, eğer hayatını yazdıran kişi maddi anlamda varlıklı ise “ben onun malını mülkünü mü okuyacağım” diyerek omzunu silken bir okur kitlesine biyografileri sevdirmeye çalışmak oldukça zor. Yanı sıra, sosyal medyada da göreceksiniz. Biyografiler üzerine yazı yanan tek yazarım. Yıllarca özellikle Facebook’da “Biyografi Yazarı” adlı bir gurupta biyografileri anlattım. Fakat gördüm ki, bana orada ulaşanların sayısı çok sınırlı, o sebeple http://www.biyografiyazari.com adlı siteyi kurdum ve burada da mütemadiyen biyografiler üzerinde yazdığım dikkat çeken konularla sizleri bilgilendirmek ve bu alanı elimden geldiğince güçlendirmek istiyorum.
Eğer sorularınız olursa lütfen bana çekinmeden sormayı unutmayınız.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı
Yönetim ve Organizasyon Bilim Uzmanı