Cumhuriyet’imizin ilk Yıllarında Ülkemize Değer Katan Avusturyalı Dahiler

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Avusturyalı mimarların ve sanatçıların (Clemens Holzmeister’dan Heinrich Krippel’e kadar) modern bir devletin inşasında ne kadar onurlu, kalıcı ve vizyoner bir rol oynadığını bir Avusturyalı görse ne kadar büyük bir onur ve gurur duyardı. Aynı zamanda, Türk milletinin ve genç Cumhuriyet’in o dönemde bu yabancı ustalara gösterdiği kucaklayıcı misafirperverliği, onlara tanıdığı çalışma özgürlüğünü ve duyulan saygıyı fark ettikçe iki ülke arasındaki dostluk ve aidiyet bağları en saf haliyle pekişmesi için de büyük bir vesiledir.

Avusturyalı bu isimleri ülkemize davet eden en büyük deha ise elbette Türkiye Cumhuriyeti Devlwti’nin kurucusu Gazi  Mustafa Kemal Atatürk’tür; ve onun devlet aklını ve geleceği okuma biçimini gösteren en büyük dehiliğinin göstergelerindendir.

1923’te yıkık, salt varlığını kaybetmek üzere olan bir imparatorluktan devralınan genç Türkiye Cumhuriyeti; nüfusunun çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, teknik elemandan, mühendisten, mimardan ve hatta temel kurumsal binalardan mahrum bir haldeydi. Harap bir başkentte devletin çarklarının döneceği, bakanlıkların çalışacağı, adalet dağıtılacağı, gençlerin eğitileceği tek bir modern bina bile yoktu.

İşte Atatürk’ün büyüklüğü tam bu noktada, o devasa vizyonda ortaya çıkıyor. Durumu kabullenmek veya “zamanla olur” diyerek ertelemek yerine, dünyayı çok iyi etüt ederek şu hamleleri yapıyor:

Zaman Kaybetmeden Akıl ve Bilim Transferi: Kendi insanını yetiştirecek okullar açılırken, o acil süreçte vakit kaybetmemek için dünyanın en ileri ekollerinden (Viyana başta olmak üzere Avrupa’dan) en liyakatli mimarları, mühendisleri, heykeltıraşları ve eğitimcileri ülkeye davet ediyor.

Kurumsal Hayatın Acilen İnşa Edilmesi: Meclis’ten bakanlıklara, mahkemelerden üniversitelere, merkez bankasından hastanelere kadar devletin bütün damarlarını temsil eden bu anıtsal binaları hızla ayağa kaldırıyor. Böylece devlet, kâğıt üstünde değil, fiziki mekanlarıyla da gerçek bir cumhuriyet olarak vatandaşın karşısına çıkıyor.

Onurlandırıcı Bir Çalışma Alanı Sunmak: Atatürk bu yabancı uzmanlara sadece “bina yapın” demiyor; onlara sanatlarını icra edebilecekleri, tasarımlarında özgür olacakları ve Türkiye’nin modernleşme devrimine imza atacakları eşsiz bir vizyon alanı açıyor. Onlar Türkiye’ye eser bırakırken, kendi mesleki zirvelerini de burada yaşıyorlar.

Clemens Holsmeister

Ankara’nın Taşlarına Ruh Veren Bir Mimarlık Üstadı: Clemens Holzmeister

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tarihin ve coğrafyanın kesişim noktasında adeta yeniden doğan bir başkent düşünün… Bozkırın ortasında yükselen mütevazı bir kasabadan, modern ve gururlu bir cumhuriyetin kalbine dönüşen Ankara… İşte bu büyük dönüşümün mimari vizyonuna imzasını atan, taşlara cumhuriyetin ideallerini, akılcılığını ve çağdaş yüzünü kazıyan en önemli isimlerden biri Avusturyalı dahi mimar Clemens Holzmeister’dir.

27 Mart 1886’da Avusturya’nın Tirol bölgesinde dünyaya gelen Holzmeister; Avusturya, Almanya, İtalya ve Türkiye genelinde yaklaşık 700 proje planlamış, dünya çapında ün kazanmış devasa bir dehadır. Ancak onun kariyerindeki en büyük dönüm noktası, 1927–1935 yılları arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla kurulan yeni başkent Ankara’nın imar hareketine liderlik etmesi olmuştur.

Holzmeister, Türkiye’de geçirdiği ve 1938 ile 1953 yılları arasında da kesintisiz devam eden o yoğun üretim döneminde sadece binalar tasarlamadı; adeta yeni bir devletin idari ve kültürel hafızasını inşa etti. Anıtsal, sağduyulu, işlevsel ve aynı zamanda estetik çizgileri ön planda tutan mimari anlayışı, Türk kamu mimarisinin karakterini belirledi.

Onun fırçasından ve hesaplarından çıkan eserler, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü ve kararlılığını simgeledi:

  1. Millî Savunma Bakanlığı Binası, (Ülkenin güvenliğinin ve savunmasının temelleri burada atıldı.) (1927–1931)
  2. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile Gazi Üniversitesi’nin erken dönem yapıları: (Aydınlanma devriminin en güzel yansımaları burada başladı.) (1927–1940)
  3. Çankaya Köşkü’ndeki bazı ek yapı ve projeler: (Cumhurbaşkanlığı makamına ev sahipliği yapan bina ülkenin en prestijli ve uygun maliyetiyle yapılmış eserlerindendi.) (1930–1932)
  4. Ankara Merkez Bankası: (Ekonominin ve finansın kalbi bu binada atıldı.) (1931–1933)
  5. Ankara Başbakanlık Merkez Binası ve İçişleri Bakanlığı: (Devleyin yönetim merkezi burasıydı.) (1932–1934)
  6. Yargıtay ve Sayıştay Binası: (Adalet ve denetim mekanizmalarının anıtsal yuvası burasıydı.) (1933–1935)
  7. Bayındırlık Bakanlığı (eski) binası: (Ülkenin kalkınmasında kritik rol oynayan binalardan birisi burasıydı.) (1933–1934)
  8. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Binası: (Cumhuriyet’in demokrasisini ve egemenliğini simgeleyen muazzam yapısıydı.) (Projelendirme: 1938, Tamamlanması: 1961)

Clemens Holzmeister, sadece projeler çizen bir mimar değil; aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisi’nde geleceğin Türk mimarlarını yetiştiren çok değerli bir eğitimciydi. Eserlerinde geleneksel ile moderni harmanlayan, yerel dokuyu evrensel formlarla buluşturan bu büyük dahi, Ankara’nın silüetine damgasını vururken Türkiye ile Avusturya arasında da unutulmaz bir dostluk ve kültür köprüsü kurdu.

Bugün başkent sokaklarında yürürken gördüğümüz her anıtsal kamu binasında, her güçlü sütunda ve her estetik çizgide onun vizyonunun izleri yaşamaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında ülkeye değer katan, taşları adeta birer mermer heykele dönüştüren bu büyük üstadı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz. 

Heinrich Krıppel

Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında sadece bir lideri ölümsüzleştirmekle kalmayıp; şehirlerimizin cadde ve sokaklarına estetik kazandıran, halkımızın estetik duygularını ve içindeki sanatsal sevgiyi uyandıran anıtsal eserlerde imzası olan Avusturyalı heykeltıraşın vizyonu yaşamaya devam ediyor.

Meydanlara ve Sokaklara Estetik Ruh Katan Bir Heykel Üstadı: Heinrich Krippel

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin dört bir yanında yükselen, sadece bir dönemin kahramanlarını ve liderini ölümsüzleştirmekle kalmayıp; şehirlerin cadde ve sokaklarına estetik kazandıran, halkın estetik duygularını ve içindeki sanatsal sevgiyi uyandıran en önemli isimlerin başında Avusturyalı dahi heykeltıraş Heinrich Krippel gelir.

27 Eylül 1883’te Viyana’da dünyaya gelen Heinrich Krippel; heykeltıraşlığının yanı sıra ressam, bakır oymacısı ve illüstratör kimliğiyle tanınan uluslararası düzeyde yetenekli bir sanatçıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu ve siparişi üzerine ülkeye davet edilen Krippel, erken Cumhuriyet döneminin çağdaşlaşma ve sanatsal atılımcılık hareketinde kilit bir rol üstlenmiştir.

O, anıt heykelleri sadece soğuk mermerler veya bronz figürler olarak tasarlamadı; aksine, kurulmakta olan modern bir milletin ruhunu, kararlılığını ve estetik anlayışını meydanlara taşıdı. Samsun’dan Ankara’ya, İstanbul’dan Konya’ya ve Afyonkarahisar’a kadar bu ülkenin en kritik noktalarına dikilen o muazzam eserler, halkın sanatla ilk kez bu kadar iç içe yaşamasını, sokaklarda estetik bir bilinç kazanmasını sağladı.

Krippel’in fırçasından, ellerinden ve sanatından çıkan başlıca eserler şunlardır:

  1. ​Bornova Sarı Köşk Atatürk Büstü (Sanatçının Türkiye’deki ilk eseri) – (1926 – Haziran)
  2. ​Sarayburnu Atatürk Anıtı (Türkiye’de dikilen ilk Atatürk anıtı) – (1926 – Ekim)
  3. ​Konya Atatürk Anıtı – (1926 – Ekim)
  4. ​Ankara Ulus Zafer Anıtı – (1927 – Kasım)
  5. ​Samsun Onur Anıtı (Şehrin simgesi haline gelen şahlanan at üzerindeki muazzam eser) – (1931–1932)
  6. ​Afyonkarahisar Büyük Utku Anıtı – (1935–1936)

Erns Arnold Egli

Eğitimin, Aydınlanmanın ve Modern Mimarinin Öncüsü: Ernst Arnold Egli

Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında başkent Ankara’nın ve ülkenin dört bir yanının modern birer medeniyet merkezine dönüşmesinde, sadece tuğlaları ve taşları değil; genç zihinleri, aydınlık yarınları ve Türkiye’nin mimarlık eğitimini inşa eden çok özel bir dahi vardır: Ernst Arnold Egli. 


17 Ocak 1893’te Viyana’da dünyaya gelen Egli; Viyana ve Zürih gibi Avrupa’nın önemli merkezlerinde projeler üretmesine rağmen, imzasının ve kalbinin en büyük kısmını Türkiye’ye adamıştır. 1927 ile 1938 yılları arasında genç cumhuriyetin imar hareketine öncülük eden sanatçı, ülkeyi sadece fiziksel olarak değil, kurduğu eğitim kurumları ve yetiştirdiği insan kaynağıyla da ayağa kaldırmıştır. O, binaları sadece birer mekân olarak görmemiş; her bir okulu, her bir enstitüyü aydınlanma devriminin birer kalesi olarak tasarlamıştır. 

Egli’nin öncülüğünde hayata geçirilen ve Türkiye’nin hafızasına kazınan o değerli eserler şunlardır: 

  1. Musiki Muallim Mektebi (Ankara Devlet Konservatuvarı) – (1927–1929)
  2. ​Marmara Köşkü (Atatürk Orman Çiftliği) – (1928)
  3. ​Ankara Ticaret Lisesi – (1928–1930)
  4. ​Eski Sayıştay Binası – (1928–1930)
  5. ​Ziraat Fakültesi – (1928–1933)
  6. ​Etimesgut Yatı Mektebi – (1929–1930)
  7. ​Gazi Eğitim Enstitüsü Jimnastik Okulu ve Yapı Usta Okulu – (1930)
  8. ​Etimesgut Uçuş Okulu / Türkkuşu Okulu – (1930)
  9. ​Koç Han – (1930)
  10. ​Ankara Kız Lisesi – (1930–1931)
  11. ​Atatürk Orman Çiftliği Kompleksi ve Bira Fabrikası – (1930–1937)
  12. ​İsmet Paşa Kız Lisesi – (1930–1934)
  13. ​Ragıp Devres Evi (İstanbul) – (1932)
  14. ​Türk Hava Kurumu (THK) Binaları – (1934–1937)
  15. ​Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) – (1935–1936)
  16. ​Gazi Lisesi – (1936)
  17. ​Fuat Bulca Evi – (1936)
  18. ​İsviçre Büyükelçiliği – (1936–1938)
  19. ​Irak Büyükelçiliği – (1936–1938)
  20. ​Şükrü Koçak Evi – (1940)

Eğer bugün başkent sokaklarında ve ülkemizin dört bir yanında onun attığı temeller üzerinde yükselen yapılar ayaktaysa, bu yalnızca taştan ve harçtan ibaret bir miras değil; bir mimar dehanın bu ülkenin geleceğine vurduğu silinmez mührün ve ölümsüz vizyonun en somut kanıtıdır. Türkiye’nin çağdaşlaşma tarihine yön veren, eğitimle sanatı ve mimariyi kusursuz bir uyumla harmanlayan bu büyük öncüyü saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz; çünkü onun bu ülkeye kazandırdığı o büyük vizyon, eserleriyle yaşamaya devam ediyor.

Robert Oerley

Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda mimarlık, ressamlık ve çeşitli sanat dallarında eğitim alan Robert Oerley, babasının marangoz olması sayesinde 1902 yılında kalfalık sınavını kazanarak usta bir marangoz unvanı da almıştır. Bu çok yönlü arka planı, onun tasarladığı yapıların ince işçiliklerine ve bütüncül sanat anlayışına doğrudan yansımıştır. Mimarlık kariyerindeki ilk ve en tanınmış eserlerinden biri, 1907–1908 yıllarında inşa edilen Luithlen Sanatoryumu’dur. I. Dünya Savaşı öncesi eserlerinde Jugendstil ve Art Nouveau akımlarının izleri görülen mimar, sonraki dönemlerinde ise Viyana Reform stiline yönelmiştir.

1927 yılına kadar Avusturya’da kalan ve özellikle “Kızıl Viyana” dönemindeki toplu konut projeleriyle tanınan Oerley, bu tarihten sonra yeni kurulan ve kalifiye mimar sıkıntısı çeken Türkiye’nin daveti üzerine başkent Ankara’ya gitmiştir. Türkiye’deki bu dönemi, kentin sağlık altyapısının ve modern kamusal mekânlarının şekillendirilmesinde dönüm noktası olmuştur. Ankara’da bulunduğu süre zarfında hem önemli yapıların inşasına imza atmış hem de başkentin ilk imar planı çalışmalarına değerli katkılar sunmuştur.
Ancak bir süre sonra Clemens Holzmeister ile yaşadığı mesleki ve kurumsal anlaşmazlıklar nedeniyle 1934 yılında Viyana’ya geri dönmüştür. 1935 yılından vefatına kadar olan süreçte kayda değer büyük bir uygulama yapamamış olan Oerley, 1945 yılında Viyana’da geçirdiği trajik bir trafik kazası sonucunda hayata gözlerini yummuştur.

Türkiye’deki Başlıca Eserleri ve Çalışmaları:
Ankara Numune Hastanesi (1925–1928 / 1933)
Kızılay Genel Müdürlüğü Binası (1928–1930)
Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü (1928–1932)
Ankara Ulus Hali (1930 / 1937)
Ankara’nın İlk İmar Planı Çalışmalarına Katkı ve Şehircilik Projeleri’dir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu vizyonuna, Ankara’nın ilk imar planına ve modern mimari mirasına katkı sağlayan Avusturyalı mimarı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.

Theodor Jost

Ankara’nın modern bir idari ve sağlık merkezine dönüşmesinde, dönemin Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın davetiyle Türkiye’ye gelen ve 1926-1928 yıllarında iz bırakan yabancı uzmanlardan biri de Avusturyalı mimar Theodor Jost’dur.

• Sağlık Bakanlığı Binası (1926-1927): Sıhhiye Meydanı’nda yer alan bu bina, Türkiye’de uluslararası modern mimarlık üslubunda inşa edilmiş ilk yapı olarak kabul edilir. Dönemin Hakimiyet-i Milliye gazetesi, binayı “Avrupai çizgilere dayanan, Ankara’nın en modern binası” olarak tanıtmıştır. Alman şehir plancısı Carl Lörcher ile birlikte tasarladığı bu bina, dikey ve yatay çizgilerin dengelendiği simetrik kütlesiyle Erken Cumhuriyet Dönemi mimarisinin sembollerinden biridir.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü – Bakteriyoloji ve Kimyahane Binası (1927-1932): Genç cumhuriyetin kendi aşısını üreterek salgın hastalıklarla mücadele etmesi amacıyla kurulan bu dev yerleşkenin aşı üretim merkezini Theodor Jost tasarlamıştır. Yerleşkenin ana binası ve okul kısmı ise daha sonra Ankara’ya gelen bir diğer Avusturyalı mimar Robert Oerley tarafından tamamlanmıştır.

Jost’un Ankara’ya gelişi, Osmanlı mimari unsurlarını (kubbeler, çiniler, kemerler) barındıran Birinci Ulusal Mimarlık Akımından, batılı ve fonksiyonel Modern/Uluslararası Üslup akımına geçişin ilk somut adımıdır. Eserlerinde süslemeden uzak, düz duvarlar, geniş pencereler ve işlevselliği ön planda tutan rasyonel bir yaklaşım sergilemiştir.

Jost, 1928 yılında Türkiye’den ayrılmış ve projelerinin devamını meslektaşı Robert Oerley’e devretmiştir. Türkiye’den ayrıldıktan sonraki yaşamı ve 1938’deki vefatına kadar olan süreci hakkında Avrupa kaynaklarında dahi çok az bilgi bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sağlık altyapısının kurulmasına, başkentin ilk modern idari yapılarına ve çağdaş mimari mirasına imza atan Avusturyalı mimarı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.

Anton Hanak

Anıtsal Heykelin Dışavurumcu Ustası: Anton Hanak

Anıtsal Heykelin Dışavurumcu Ustası: Anton Hanak 22 Mart 1875’te bugün Çekya sınırları içinde yer alan Brno’da doğan Anton Hanak, 20. yüzyılın başlarında Avusturya sanat dünyasının en önemli dışavurumcu ve sembolik heykeltıraşlarından biri olarak kabul edilmiştir. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim gören Hanak, insan bedenini sadece anatomik bir form olarak değil; ruhsal çalkantıların, coşkunun ve insan iradesinin birer yansıması olarak ele almasıyla tanınmıştır. Eserlerinde maddeye ruh üfleyen güçlü plastik yorumu, onu dönemin en saygın sanatçılarından biri yapmıştır.

Erken Cumhuriyet döneminde başkent Ankara’nın anıtsal ve çağdaş bir kimlik kazanması sürecinde yolları Türkiye ile kesişmiştir. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu vizyonunu ve Türk polisini/jandarmasını simgeleyen, aynı zamanda milletin güven ve huzurunu temsil eden anıtsal bir eser olan Güven Anıtı projesinde mimar Clemens Holzmeister ile birlikte çalışmıştır. Anıtın ön yüzündeki o etkileyici, güçlü ve dışavurumcu bronz figürlerin tasarımını ve modellemesini Anton Hanak üstlenmiştir.

Sanatçı, Güven Anıtı gibi devasa bir tarihi esere imza atarken, 7 Ocak 1934’te Viyana’da hayata gözlerini yummuştur. Bu nedenle anıtın bronz kabartma ve figürleri, onun vefatından sonra tamamlanabilmiştir. Anton Hanak, hem Viyana’daki kamusal heykelleriyle hem de Türkiye’nin başkentine bıraktığı bu ölümsüz mirasla dünya sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Büyük heykeltıraşı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz; çünkü onun bu ülkeye kazandırdığı o büyük vizyon, eserleriyle yaşamaya devam ediyor.

Josef Thorak

Anıtsal Heykelin Güçlü İsmi: Josef Thorak

7 Şubat 1889’da Viyana’da doğan Josef Thorak, 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’nın ve Avusturya’nın en önemli anıtsal (monumental) heykeltıraşlarından biri olarak öne çıkmıştır. Viyana ve Berlin’de güzel sanatlar eğitimi alan Thorak, özellikle insan bedenini idealize eden, devasa boyutlardaki güçlü, kaslı figürleri ve klasik formları modern bir dille harmanlayan üslubuyla tanınmıştır. Eserlerindeki görkemli ve çarpıcı duruş, onu dönemin en çok aranan resmî heykeltıraşlarından biri haline getirmiştir.

Erken Cumhuriyet döneminde başkent Ankara’nın anıtsal bir kimlik kazanması ve modern binaların sanat eserleriyle zenginleştirilmesi sürecinde yolları Türkiye ile kesişmiştir. Josef Thorak’ın Türkiye’deki en önemli ve kritik dokunuşu, Anton Hanak’ın 1934 yılında vefat etmesiyle yarım kalan Güven Anıtı projesinde gerçekleşmiştir. Kızılay Güvenpark’taki bu devasa anıtın arka yüzündeki kabartmaları ve heykel kompozisyonlarını tamamlayarak projenin nihai haline kavuşmasını sağlamıştır.
Bunun yanı sıra Türkiye’de genç cumhuriyetin eğitim ve kültür yuvalarının kurumsal kimliğine katkıda bulunmuş; özellikle Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) ile Türk Tarih Kurumu gibi başkentin kilit yapılarında Atatürk büstleri ve anıtsal heykeller tasarlamıştır. Bu eserler, dönemin modern mimarisiyle sanatın nasıl bütünleştiğinin somut birer göstergesi olmuştur.

Yaşamının ilerleyen dönemlerinde Avrupa sanat çevrelerinde hareketli ve tartışmalı bir kariyer geçiren Thorak, 26 Şubat 1952’de Avusturya’nın Bad Ischl şehrinde hayatını kaybetmiştir. Josef Thorak, hem Avusturya heykel sanatındaki monumental ekolü hem de Türkiye’nin başkentinin hafızasına kazıdığı anıtsal eserleriyle sanat tarihine adını yazdırmıştır. Büyük heykeltıraşı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz; çünkü onun bu ülkeye kazandırdığı o büyük vizyon, eserleriyle yaşamaya devam ediyor.

Philipp Ginther

Başta şunu söylemek isterim ki, ülkemizde son derece kıymetli işler yapmış, ülkemiz insanına büyük emeği geçmiş böylesi emektar, saygın bir insanın tek bir vesikalık fotoğrafının dahi günümüze kadar ulaşmaması çok üzüntü vericidir.

10 Ocak 1905’te Avusturya’nın Reutte şehrinde doğan Philipp Ginther, 20. yüzyılın başlarında Avrupa sanat ve tasarım dünyasına damga vuran Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda eğitim görmüştür. Burada, efsanevi Wiener Werkstätte’nin kurucusu olan ünlü mimar ve tasarımcı Josef Hoffmann’ın yanında yetişmiştir. Hoffmann gibi Ginther de hayatı boyunca sanatın sadece galerilere hapsedilemeyeceğine inanmış; teknik cihazlardan konutlara, dekoratif sanatlardan güzel sanatlara kadar günlük yaşamın her alanını estetikle buluşturmayı felsefe edinmiştir.

​Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başlattığı çağdaşlaşma ve kuruculuk hamlesi sürecinde, yolları Türkiye ile kesişmiştir. 1929 yılından itibaren İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) öğretmen olarak çalışmaya başlamış ve kurum bünyesinde Dahilî Mimari ve Uygulamalı Sanatlar Bölümü‘nü kurarak Türkiye’de modern içmimarlık eğitiminin temellerini atmıştır. Bu kritik görevi yürütürken; Clemens Holzmeister, Bruno Taut ve Martin Elsässer gibi dönemin Türkiye’de aktif olan uluslararası üne sahip Almanca konuşan mimarlar grubunun öncü halkalarından biri olmuştur.

​Türkiye’deki faaliyetleri yalnızca akademik alanla sınırlı kalmamış, ülkenin mimari ve diplomatik hafızasına çok zarif eserler kazandırmıştır:

  • ​Akademi’deki Atölye Çalışmaları (1929–1937): Türkiye’nin ilk modern içmimarlarını yetiştirmiş, genç Türk asistan ve öğrencilere Viyana ekolünün disiplinini ve vizyonunu aktarmıştır.
  • ​Yıldız Sarayı Düzenlemeleri (1930–1934): Tarihî mekânların dönemin ihtiyaçlarına göre konferans salonu ve iç mekan tasarımlarıyla işlevselleştirilmesine öncülük etmiştir.
  • ​Ankara İsveç Büyükelçiliği Konutu (1934): Türkiye ile İsveç arasındaki yüzyıllara dayanan dostluğu simgeleyen, İskandinav mimarisinin özünü yansıtan sade, işlevsel ve özgün hatlarıyla dikkat çeken büyükelçilik yerleşkesini tasarlamıştır.

2015 yılında Albertina Müzesi’nden Dr. Markus Kristan ve Innsbruck Şehir Planlama Ofisi’nden Dipl.-Ing. Thomas Posch gibi uzmanların başlattığı kapsamlı araştırmalar ve saha gezileri, Ginther’in Türkiye’deki bu derin izlerini yeniden gün ışığına çıkarmıştır. 29 Aralık 1991’de Innsbruck’ta hayatını kaybeden Prof. Philipp Ginther; Viyana’dan İstanbul ve Ankara uzanan köprüler kuran, tasarımlarıyla hayatın her alanına dokunan ve Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki modernleşme vizyonuna silinmez izler bırakan çok yönlü bir mimar ve eğitimci olarak anılmaktadır. Büyük mimarı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz; çünkü onun bu ülkeye kazandırdığı o büyük vizyon, eserleriyle ve yetiştirdiği kuşaklarla yaşamaya devam ediyor.

Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda Josef Hoffmann ekolüyle yetişen, Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında Akademi’de içmimarlık bölümünü kurarak Almanca konuşan öncü mimarlar halkasında yer alan Avusturyalı mimar ve eğitimci; vizyonu yaşamaya devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, içmimarlık eğitiminin modernleşmesine ve çağdaş sanat mirasına katkı sağlayan Avusturyalı mimarı saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Yönetim ve Organizasyon Bilim Uzmanı

Halk Bilimi Araştırmacısı

Proje Danışmanı

Sahne Sanatları Yönetmeni

Bir Cevap Yazın