İbrahim Müteferrika’dan Günümüze

ATATÜRK CUMHURİYETİ YAŞATIR
Türkçe kitap basan ilk kişi olan İbrahim Müteferrika, 1731 yılında yazdığı kitapta Osmanlı’nın neden geri kaldığını şu maddelerle anlatıyor;
1) Rüşvet.
2) Memuriyette adam kayırmak.
3) Bilim adamlarına tahammülsüzlük.
4) Orduda disiplinsizlik
5) İsraf.
6) Dış dünyadan habersizlik.

İbrahim Müteferrika’nın “Darü’t-Tıbâati’l Amire” adlı ilk matbaasında 17 eser ve 22 cilt basıldı. Bu basımevindeki makine ve Latin alfabesi harf kalıplar yurt dışından getirilmişti. Osmanlıca basım için gerekli Arap alfabesi kalıpların kaynağı bilinmese de Müteferrika’nın bunları bizzat ürettiğine işaret eden bulgular mevcut.

İbrahim Müteferrika, 1731 yılında kaleme aldığı eserinde Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme nedenlerini sıralarken yüzyıllar sonrasına ışık tutacak bir teşhis koymuştu: Rüşvet, liyakatsizlik (adam kayırma), ilme ve akla tahammülsüzlük, disiplinsizlik, israf ve dünyadan kopukluk.


Bugün, Müteferrika’nın bu tespitlerini önümüze koyup etrafa baktığımızda, acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Aradan geçen asırlara, imparatorluk enkazından doğan modern bir ulus devlete ve atılan devasa adımlara rağmen, o gün parmak basılan kronik yaraların kabuk bağlamadığı, aksine bugün hâlâ bu toprakların en büyük taşıyıcı kolonlarını kemirdiği görülmektedir.

Atatürk’ün Kurduğu Temeller ve Bu Geçmişin Çatışması
Büyük Atatürk ve silah arkadaşları, saltanatın ve skolastik zihniyetin yarattığı bu enkazı kaldırmak, milleti kuluçka devrinden çıkarıp “özgür birey” statüsüne kavuşturmak için Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Kurulan bu cumhuriyet; ümmetten ulusa, kuldan vatandaşlığa, hurafeden akla ve bilime geçişin, yani “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirmenin kalesiydi. Atatürk, Müteferrika’nın asırlar önce haykırdığı o karanlık tablonun bir daha bu topraklarda tekrarlanmaması için devleti akıl ve bilimin rehberliğinde inşa etti. Peki, bugüne geldiğimizde o parlak ideali ve cumhuriyeti taşıdığımız yer neresidir?

Liyakat Yerini Sadakate Bıraktı: Müteferrika’nın “memuriyette adam kayırmak” dediği bela, bugün kurumların içi boşaltılan, ehil olmayan ellerin sırtının sıvazlandığı bir “sadakat” düzenine dönüşmüştür.

Hukuk ve Rüşvet: Adalet mekanizmalarının ve kamu kaynaklarının paylaştırılmasında kayırmacılığın tavan yaptığı, şeffaflığın unutulduğu bir çark, ülkenin enerjisini sömürmektedir.

Bilim ve Akıl: Bilim insanlarına, düşünenlere, üreten beyinlere gösterilen tahammülsüzlük, bugün beyin göçünün en büyük tetikçisi olmuş; akıl ve eleştirel düşünce dışlanmıştır.

İsraf ve Gösteriş: Ülkenin kıt kaynakları, üretmeyen projelerle, şatafatla ve israfla heba edilirken; halk ekonomik kahrın altında ezilmektedir.

Dünyadan Kopuş: Bilgi çağında, evrensel hukuktan, teknolojiden ve özgürlük standartlarından her geçen gün uzaklaşan bir idari akıl, ülkeyi dış dünyadan yalıtmaktadır.

Cumhuriyeti bugün taşıdığımız yer; kurucuların hayal ettiği çağdaş uygarlık düzeyinin “muasır medeniyetler seviyesi” hedefi değil, ne yazık ki Osmanlı’nın son dönemindeki o kasvetli çözülme motiflerinin modern zaman versiyonudur.

​Ancak unutulmamalıdır ki; bu Cumhuriyet, bitmeyen bir inancın, akılcı bir devrim ruhunun ve bu toprakların potansiyelini bilenlerin eseridir. Müteferrika’nın tespit ettiği o karanlık hastalıklar ne kadar kökleşmişse, bu milletin adalet, liyakat ve aydınlık arayışı da o kadar dirençlidir. Cumhuriyeti gerçek anlamda taçlandırmak, geçmişin bu kronik hastalıklarıyla yüzleşmekten ve Atatürk’ün işaret ettiği akıl yoluna yeniden dönmekten başka bir şansımız yoktur.

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı

Bir yanıt yazın