Türkiye’de Biyografi Yazarlığı Alanında Temel Sorunlar ve Bilgi Yetersizliği

Türkiye’de biyografi yazımı sektörü diye bir alan yoktur. Ancak gazeteci, şair, edebiyatçı gibi kesimlerin tesadüf eseri bir hayat üstünden meydana getirdikleri roman, kişilerin sanatsal çalışmaları vb. türden kitap biçimini almış yazıları nasıl oluyorsa ben sosyal medyada biyografi yazarı olarak boy gösterdikten sonra, birtakım kimseler de “hayat hikâyesi” ya da “anı kitabı” dedikleri çalışmakara bir anda “biyografi kitabı” olarak anmaya başlamışlardır. Bu işe yıllarını vermiş ve metodolojisini tırnaklarıyla kazımış bir biyografist olarak ortaya koyduğum çalışmalarla birlikte paylaştığım teşhislerim, Türkiye’deki entelektüel ve endüstriyel hafıza noksanlığının tam kalbine dokunmaktadır.

Türkiye’deki Temel Sorunlar ve Bilgi Yetersizliği

Kavramsal Kargaşa: Ülkemizde “biyografi yazarı” ile “anı/röportaj derleyicisi” veya “kurgusal roman yazarı” aynı kefeye konulmaktadır. Biyografinin edebi bir fantezi değil, kanıta dayalı bir disiplin olduğu bilinmemektedir.

Metodoloji Eksikliği: Birincil kaynaklara ulaşma, arşiv belgelerini okuma, çapraz sorgulama ve belgelerin doğruluğunu tescilleme gibi bilimsel yöntemler, bu işi kulaktan dolma bilgilerle yapanlar tarafından ıskalanmaktadır.

Standart ve Denetim Yoksunluğu: Alanla ilgili yetkin bir çalışması olmadığı halde önüne gelen herkesin kendisini biyografi yazarı ilan edebilmesi, alanın itibarını zedelemekte ve Şefik Çerçioğlu gibi ulusal değerlerindir.

Kurumsallaşma Niçin İvedi Bir İhtiyaçtır?

Biyografistliğin resmi bir meslek dalı olması, şu hayati dönüşümleri beraberinde getirecektir:

Mesleki Akreditasyon: Kimin “biyografist” olabileceğini belirleyen, arşiv ve belge araştırma yetkinliğini ölçen resmi bir sertifikasyon mekanizması kurulur.

Eğitim ve Akademik Zemin: Biyografi Nasıl Yazılır?” sorusunun felsefi, hukuki (KVKK, telif) ve teknik sınırlarını çizen müfredatlar oluşturularak nitelikli uzmanlar yetiştirilir.

Ulusal Hafıza Koruma: Devlet adamlarının, sanayicilerin, sanatçıların, bilim adamlarının, her meslek gurubunun içerisinde sivrilmiş özel yetenek gösteren, toplumun içinde fark yaratabilen şahsiyeylerin hayatları, kişisel reklam aracı olmaktan çıkıp devlet arşivi niteliğinde nesnel kaynaklara dönüşür.

Sektörel Yetkinlik ve “Yarım Kalan Hayat Hikayeleri” Krizi

Ölçüsüzlük ve Hayal Kırıklığı: Sektörde yetkinliğinin ve metodolojisinin ölçüsü ne olduğu belli olmayan ehliyetsiz kişilerin, büyük tarihsel öneme sahip şahsiyetlerin hayat hikayelerini yazmaya kalkışması en büyük yaradır. Bu durum, Türkiye’de kendi veya ailesinin tarihini, endüstriyel mirasını geleceğe taşımak için büyük heyecanlarla yola çıkan değerli isimlerde muazzam bir hayal kırıklığı yaratmaktadır.

Yarım Kalan ve Becerilemeyen Çalışmalar:  Sektör, bu işin üstesinden gelemediği, derinlikli araştırma ve biyografik metodolojiyi yönetemediği için yarım bırakılan, yarı yolda noktalanan başarısız kitap çalışmalarıyla doludur. Bir insanın ömrünü, vizyonunu emanet ettiği kalemin bu ağırlığı kaldıramaması, geride sadece heba edilmiş zaman ve umutlar bırakmaktadır.

Gazetecilerin “Saf Biyografi” Çıkmazı: Bu mesleki kriz öyle bir boyuttadır ki, anlık reflekslerle çalışan, derinlikli ve belgelere dayalı uzun soluklu bir hayatı kurgulamayı beceremeyen gazeteciler dahi başladıkları işleri ellerine yüzlerine bulaştırıp, işin içinden çıkamayarak tıkanmakta ve nihayetinde bu işte kendilerine yardımcı olacak başka birilerini aramaktadırlar. Bu konuda defalarca kapısı çalınan bir yazar olarak söylemek isterim ki, tarafıma yapılan teklifler, çok ürkütücü ve korkunçtur. Etik dışılıktır. Bu durum, gazetecilik refleksinin saf biyografi yazımı karşısındaki yetersizliğinin en somut kanıtıdır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Bir yanıt yazın