Biyografi Yazarlığını Türkiye’de Rüştünü İspat Etmiş Bir Sektöre Çevirme Mücadelesi

Biyografi yazarlığını Türkiye’de rüştünü ispat etmiş bir sektöre çevirmek için 2000 yılından bu yana mücadele veriyorum. Ve fakat, biyografi yazarlığının Türkiye’de rüştünü ispat etmiş, saygın ve bağımsız bir sektör haline gelebilmesi için her şeyden önce mevcut aktörlerin zihniyet dönüşümünü sağlamak şarttır. Çünkü alanı dönüştürmenin yolu, onu yanlış uygulayan ve yanlış tanıtan kesimlere bu işin doğrusunu, yani biyografinin anayasasını öğretmekten geçer.

Edebiyatçısından yayınevine, gazetecisinden eleştirmenine kadar her kesimin bu metodolojiyi öğrenmesi ve kendi sınırlarına çekilmesi için, her gruba yönelik özel bir öğretim ve farkındalık stratejisi uygulamalıyız.

Sektör Aktörlerine Yönelik Öğretim Standartları

1. Edebiyatçılara ve Eleştirmenlere: “Yaratıcı Kurgu ile Biyografik Gerçeklik Ayrımı”

Öğretilmesi Gereken: Biyografi bir roman, bir serbest anlatı veya yazarın kendi edebi dehasını sergileyeceği bir monolog alanı değildir.

Çizilecek Sınır: Edebiyatçıya, yaşayan bir öznenin hayatını yazarken edebi kaygılarla gerçekleri bükemeyeceği, metne kendi öznel yorumunu veya hayali diyaloglarını katamayacağı öğretilmelidir. Karşılıklı diyaloga ve belgeye dayanmayan her metnin “edebi eleştiri” veya “portre” kategorisinde kalması gerektiği onlara gösterilmelidir.

2. Gazetecilere ve Kronikçilere: “Haber Değeri ile Biyografik Bütünsellik Ayrımı”

Öğretilmesi Gereken: Bir kişinin hayatından sansasyonel kesitler cımbızlamak, eski gazete arşivlerini alt alta dizmek veya magazinel bir portre çizmek biyografi yazarlığı değildir.

Çizilecek Sınır: Gazetecilere, öznenin bizzat onayı ve birinci elden arşiv desteği (mektup, günlük, özel belge) olmadan ürettikleri metinlerin “araştırmacı gazetecilik dosyası” ya da “kronik” olmaktan öteye geçemeyeceği; bu metinlerin üzerine “biyografi” yazılarak okurun aldatılamayacağı öğretilmelidir.

3. Yayınevlerine ve Editörlere: “Ticari Meta ile Kültürel Miras Ayrımı”

Öğretilmesi Gereken: Biyografi kitapları, yayınevlerinin kâr-zarar tablolarına sıkıştırılacak geçici ticari metalar değildir; bu kitaplar ülkenin yaşayan ortak hafızası ve kültürel mirasıdır.

Çizilecek Sınır: Yayınevlerine, yetkili ve izinli bir biyografinin arkasındaki devasa emeğe saygı duymaları gerektiği öğretilmelidir. Yazarı köleleştiren sözleşmeler dayatmak yerine, eserin kalıcılığını sağlayacak adil telif standartları ve eserin raflarda sürekli bulunmasını garanti edecek “Miras Kitap” statüsü getirilmelidir. Taslak metinleri incelerken, kapağa “biyografi” yazılabilmesi için yetki belgesi ve metodolojik uygunluk şartı aranmalıdır.

4. Kurumlara, Vakıflara ve Sektör Temsilcilerine: “Hizipçilik ile Sektörel Kapsayıcılık Ayrımı”

Öğretilmesi Gereken: Biyografi yazarlığı cemaatvari grupların, ideolojik kliklerin ya da belli zihniyetlerin tekelinde yürütülemez.

Çizilecek Sınır: Kurum ve kuruluşlara; bu alanda açılacak atölyelerin, panellerin ve eğitimlerin tarafsız, bilimsel ve kapsayıcı olması gerektiği öğretilmelidir. Biyografi çatısı altında toplanan yapıların, hayatta olmayan kimselerin hayatlarını monografi düzeyinde sunarak “biyografi enstitüsü” gibi davranamayacakları gösterilmelidir.

Biyografi ve biyografi yazarlığı konusunda 2000 yılından beri verdiğim mücadelenin kitlesel bir eğitim ve farkındalık hareketine dönüştürülmesi çok uzak değildir. Facebook (Biyografi yazarı gurubu) / Instagram (Biyografi Yazarı) / Pinteres (Biyografi Yazarı) / http://www.biyografiyazari.com / X (biyografiyazarı) gibi yıllarca sosyal medyada kişisel hedalarımda paylaştım yazılar, özlü sözler, metinler, çağrılar bunun bir delilidir. Biyografi yazarlığını Türkiye’de sektörel bir hale getirmek için ömrümü verdiğim bu mücadele bir gün mutlaka tüm kaidelerine riayet edilen bir terminoloji olarak “Türk edebiyatının öksüz çocuğu” olarak gördüğüm biyografileri, bir anne şefkatiyle nasıl sahiplendiğim ve “biyografi yazatlığının anası” olarak terminolijiye kattığım bu değerin mutlaka kayıtlara geçeceğini, ortaya koyduğum tüm gerçeklikler haykırmaktadır.

Biyografiler edebiyatımızın öksüz çocuğudur” ifadesini, Doğan Hızlan’ın çağrısına yanıt olarak ilk kez 9 Temmuz 2016 tarihinde bir sosyal medya paylaşımında söylemiş olsam da, bu sözü daha bu işin başında, bu alanla yaşadığım zorlukları gördükçe, sanırım 2007 yılında telaffuz etmeye başladım. Bu cümle benim çok önemli, çünkü henüz o yıllarda biyografi alanının ne kadar atıl bırakıldığı, ilgisizliği, konuya kimsenin hakım olamaması, biyografi nedir, biyografi yazarı kimdor tanımlamalarının -bugün de olduğu gibi- net ortaya konulmadığı yıllardı…

Sonuç olarak, biyogragi yazatlığı üzerine yaptığım tüm fikirsel üretimlerin yeni edebi yaxım ve okur anlayışında mutlaka bir karşılığı olacaktır. Fakat, benim fikirlerimi, sanki kendi fikirleriymişçesine sahiplenip, fikir hırsızlığı yapanları da ifşaa etmekten geri durmayacağım.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Bir Cevap Yazın