Gerçek Olmayan Her Şey Sanaldır

Gerçekliğin Tasfiyesi: Sanal Dünyanın Sahte Kralları ve Yeni Dünya Düzeninin Kimliksizliği

Çağımızın en büyük yanılsaması, avuçlarımızın içinde tuttuğumuz o küçük ekranların bize bir “dünya” sunduğu iddiasıdır. İnsanlık, aklını, zekasını ve en acısı da en saf duygularını bu yapay mecralara kaptırdığı günden beri, yavaş yavaş kendi hakikatinden soyunuyor. Sosyal medya adı verilen bu devasa sahnede kurulan alemler, ne yazık ki gerçekleri yansıtmaktan çok uzak, kusursuzca tasarlanmış birer kurgudan ibaret. Bugünün insanı, parlak bir vitrinin arkasına sakladığı harabelerle, görünürde olduğu kişi ile gerçekte yaptığı eylemler arasındaki o derin uçurumda can çekişiyor.


Gerçek olmayan her şey sanaldır. Ve bu sanallık, insanı kendi gerçeğinden kopararak tutarsızlığın sığ sularına fırlatır.


Yeni dünya düzeninin insan kalıbı; söylemleri ile tavırları asla birbirini tutmayan, kelimeleri asil ama eylemleri çiğ bir prototipten oluşuyor. Sosyal medyada felsefeden, ahlâktan, sevgiden ve dürüstlükten dem vuran profiller, o parlak ekranlar kapandığında dijital gölgelerin arkasına saklanan birer korkağa dönüşüyor. Bu durum, insan psikolojisinde anlaşılmaz, hastalıklı ve değişken bir ruh halini beraberinde getiriyor. Gerçek kimliği ile sanal kimliği arasındaki tutarsızlığı yönetemeyen insan, en nihayetinde ne orada ne burada var olabiliyor; sonuç ise koca bir kimliksizlik ve kişiliksizlik oluyor. Görünürde mağdur, korumacı ya da erdemli olanın, perdenin arkasında yalanlarla, gizli trafiklerle ve sahte kalkanlarla hayat yürütmeye çalışması tam olarak bu çağın getirdiği ruhsal bir çürümedir.


Bu tutarsızlığın ve dijital maskelerin en ağır hasarı verdiği alan ise şüphesiz ki duygusal ilişkilerdir. Sosyal medya iletişimi, duyguları fast-food kültürüne kurban ediyor. İnsanlar, ekran başında birbirlerine emojiler göndererek, online sürelerini sayarak ya da uzaktan birbirlerini gözetleyerek “ilişki yaşadıklarını” sanıyorlar. Oysa bir insanın gerçek kişiliği, onun dijital dünyadaki varlığıyla ya da attığı kurgulanmış mesajlarla asla tanınamaz.


Bir insanı tanımak; kanlı canlı karşısında oturmayı, gözlerinin içine bakarken sesinin titreyip titremediğini görmeyi, zor anlarda takındığı somut tavrı izlemeyi gerektirir. Dijital dünya, insana sadece yansıtılmak istenen kadarını gösteren tehlikeli bir filtredir. İnsanlar yüz yüze gelmedikleri, hayatın şeffaf ve nesnel gerçekliğinde birbirlerinin sorumluluğunu almadıkları müddetçe, sanal kimliklerin illüzyonuna kapılmaya mahkumdurlar.


Bu sanal illüzyon, dürüstçe seven, içindeki temiz duyguları açık yüreklilikle ortaya koyan insanlara çok ciddi duygusal zararlar verir. Siz kalbinizi, sevginizi ve gerçeğinizi ortaya koyarsınız; karşı taraf ise bunu cebine koyup, takındığı görünmezlik pelerinlerinin arkasından kendi sanal trafiğini yönetmeye devam eder. Bu bir güç savaşı ya da meşguliyet değil, düpedüz bir samimiyetsizlik girdabıdır.


Zaman, kurgulanmış sahte dünyaları ve o dünyaların riyakâr maskelerini elbet ayıklar. Çünkü hayat, aslı olmayan hiçbir kurguyu uzun süre sırtında taşımaz. Günün sonunda, tüm dijital sahtelikler fırtınada dağılıp gidecek; geriye sadece çıplak hakikatin kendisi, gerçek duyguların asaleti ve o gerçeğe layık olanların sarsılmaz değeri kalacaktır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Bir Cevap Yazın