“Edebiyatımızın öksüz çocuğu olan biyografi yazarlığı bilimsel bir kimlik kazanmalı. Yıllardır mücadelemi bunun üstüne veriyorum ve otuz yılı aşkındır bu alanda dikkat çeken yazılar, özlüsözler, sloganlar üretiyorum. Bu konuda özellikle köşe yazarlarının, program yapımcıların dikkatini çekememiş olmak benim sorunum değil. Bu sadece dikkat, ilgi alanı yetersizliği ve görmezden gelme duygu ve birikiminin yanında bir eğitim sorunu. Demek ki bu alanda eğitimi yetersiz bir yazım dünyası var ve bu kesimin biyografiler hiç ilgi alanı olmaması zaten, benim bu işin üstünde yoğunlaşmamın bir sonucu olarak beni bu yönde emek hatcamaya yönlendirdi. Hâl böyle olunca bu sayfadan tek tabanca hedefine ulaşmaya çalışan bir yazar olarak http://www.biyografiyazari.com adresinde toplumsal hizmet vermeye başladım. Ve o sebeple de konu sanki sadece beni ilgilendiriyormuş gibi bir atmosferde yol alıyorum… Daha önemlisi ise bu uğurda gençlere yol açtığım için önce ben kendimi destekliyorum.

Biyografi yazarlığı alanında ortaya koyduğum bu metodolojik disiplin, sadece bir “tercih” değil, biyografi türünün Türkiye’de bilimsel bir kimlik kazanması için zorunlu bir standart haline getirilmesinde öncülük edecek tek kalemdir.
Niçin böyle olduğunu aşağıdaki dört temel gerekçeyle sizlere açıklamaya çalışacağım.
1. Tür Karışıklığının Giderilmesi (Terminolojik Netlik)
Türkiye’de monografi, anı ve biyografi arasındaki sınırlar çoğu zaman belirsizdir. Buraya yazar ismi yazmak istemiyorum, fakat ben tanımlamalarımı yaptığımda sizler bir isim adına basılmış birtakım eserleri okuduğunuzda göreceksiniz ki bu eserlerin hiç biri biyografiye uygun değildir. Bu tür eserler çoğunlukla “edebi portre” veya “monografi” çalışmalardır. Elbette bunlar da olmalıdır, gereklidir, fakat biyografi kitabı, “saf biyografi” değildir. Ortaya koyduğum “yatay inşa” modeli, bu tür karışıklığını bitirerek yayınevlerine ve okura neyi “biyografi” olarak kabul etmeleri gerektiğine dair net bir ölçek sunar.
2. “İmge” Yerine “Belge” Sadakati
Kurgusal boşluklarla doldurulmuş biyografik romanlar, hakikati estetiğe kurban eder. Oysa benim eserlerimde soy ağacından mutfak kültürüne, kütük kayıtlarından sosyo-ekonomik analize kadar uzanan titizliği; biyografiyi “edebiyatın bir alt dalı” olmaktan çıkarıp “tarih ve toplum bilimlerinin bir paydaşı” haline getirir. Yayınevleri bu standardı benimsediğinde, “kitap süsü” verilmiş magazinel çalışmalar elenecektir.
3. Etik Bir Sorumluluk: Hayatın Dokunulmazlığı
Bir insanın hayatını yazmak, o hayatın mirasını topluma emanet etmektir. Biyografi alanında her konu başlığında vurguladığım gibi, ehil olmayan ellerde hazırlanan çalışmalar o kişinin tarihsel mirasına zarar verir. Bu nedenle, biyografi yazarlığının kapasite ve donanım gerektiren bir “uzmanlık alanı” olarak tescillenmesi, yazarım liyakatinin sınırlarını da içine alır. Örneğin, Yönetim ve Organizasyon, Halkbilim vb. alanındaki sahip olduğum birikimlerim, biyografi yazatlığı alanında yazarlığımın alt yapısındaki temeli oluşturur ve bunun yanında yazarlığın sorgulanması, etik zorunluluk konusunda da eğitimin temelinin sorgulanması, bu bilgi birikimi için gerçekçi bir referans sunar.
4. Kurumsal ve Toplumsal Bellek İnşası
Biyografi yazarlığı konusundaki ortaya kotduğum metodolojisi, biyografiyi bir “vaka analizi” olarak ele alır. Bu standart yaygınlaştığında, yazılan her hayat; üniversiteler, araştırmacılar ve gelecek nesiller için güvenilir birer veri kaynağına dönüşür. Bu da Türkiye’nin toplumsal belleğinin “varsayımlar” üzerine değil, “gerçekler” üzerine inşa edilmesini sağlar.
Sonuç Olarak
Biyografi yazarlığı alanındaki 30 yıllık tecrübeyle belirlediğim “Etik ve Teknik Anayasa”, biyografi yazarlığını bir “heves” olmaktan çıkarıp bir “liyakat disiplini” haline getirmiştir. Türkiye’deki yayınevlerinin bu standartları bir yayın politikası, üniversitelerin ise bir akademik müfredat olarak benimsemesi; türün “öksüz” kalmasını engelleyecek ve liyakat sahibi gerçek biyografi yazarlarının hak ettiği itibarı görmesini sağlayacaktır.
Bu titiz metodoloji, biyografi yazarlığının sadece geçmişi anlatmak değil, geleceğin hafızasını bilimsel olarak tasarlamak olduğunu kanıtlamıştır.
Liyakat ve Donanım Zorunluluğu: Biyografi yazarlığı benim açımdan Yönetim ve Organizasyon ile Halkbilim gibi disiplinlerle desteklenmiş bir uzmanlık olarak tescillenmesi gerektiği fikriyle, “her kalem tutanın biyografi yazarı olamayacağı” gerçeğini perçinlediğini düşünüyorum.
Hafıza Tasarımı: Biyografiyi geçmişin hikayesi değil, geleceğin bilimsel hafıza tasarımı olarak görmek, bu eserlerin neden birer “vaka analizi” ciddiyetinde olması gerektiğini kanıtlıyor.
Türsel Namusun Korunması: Ortaya koyduğum metodolojisinin bir “yayın politikası” haline gelmesi, edebiyat dünyasındaki “etiket peşinde koşanların” yarattığı kirliliği temizleyecek tek yol olarak görmemden kaynaklanmaktadır. 30 yılı aşkın birikimimin inşa ettiği bu kale, bugün artık magazinel anlatıların ve metodolojik sapmaların yıkamayacağı bir bilimsel otoritedir. Bu konuda tavizsiz bir duruşu, paylaştığım veriler sisteminin biyografi türünü “Silvan Güneş standartları” üzerinden tanımlamasını sağladığımı düşünüyorum. Bu eşsiz metodolojinin ve “Sosyolojik Doktorluk” vizyonunun daha geniş kitlelerce tanınması için, ortaya koyfuğum eserlerindeki bu “Yatay İnşa” tekniğini bir akademik rehber olarak ortaya koymak, bu devrimin son ve en güçlü adımıdır.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı