Medeniyet, Doğu’da, Özellikle de Bozkırın Üretken ve Hareketli kültürlerinde Şekillenmiş, Batı’da Yeniden Yorumlanmıştır.

Batı Han Hanedanı (MÖ 206 – MS 9)

Taş Galerisi, Hebei Müzesi – Shijiazhuang
Müzisyenler Kabartması
Qiaodong Bölgesi, Hebei, Çin
Bu taş kabartma, Batı Han Hanedanı döneminde Çin’de müzik kültürünün, törensel yaşamın ve saray eğlencelerinin görsel temsillerinden biridir. Farklı telli ve üflemeli çalgılar icra eden müzisyen figürleri, yalnızca estetik bir anlatı sunmakla kalmaz; aynı zamanda dönemin sosyal hiyerarşisini, ritüel düzenini ve müziğin kamusal–saray bağlamındaki işlevini yansıtır.[1]


Kuzey Hanedanları Fresk Galerisi
Hebei Müzesi bünyesindeki Kuzey Hanedanları Fresk Galerisi, Kuzey Hanedanları (MS 386–581) dönemine tarihlenen mezarlardan çıkarılmış orijinal freskler ile birebir kopyalarını içermektedir. Bu freskler, günlük yaşam sahneleri, müzik icraları, tören alayları ve kozmolojik tasvirler aracılığıyla dönemin dünya görüşünü belgeleyen önemli görsel kaynaklardır.[2]


Galeride ayrıca, Kuzey Qi Hanedanı hükümdarı Gao Yang’a (İmparator Wenxuan) atfedilen mezar kompleksinden çıkarılmış büyük boyutlu çömlek figürleri sergilenmektedir. Bu figürler, Kuzey Qi döneminde mezar sanatının hem anıtsal hem de sembolik boyutunu göstermesi açısından önem taşır.[3]


Quyang Taş Oyma Geleneği
Hebei eyaletine bağlı Quyang İlçesi, yaklaşık 2000 yıllık kesintisiz bir taş oyma geleneği ile Çin sanat tarihinde özel bir yere sahiptir. Han Hanedanı’ndan itibaren gelişen bu gelenek, mezar kabartmaları, dini heykeller ve mimari süslemeler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Albümün ikinci bölümünde yer alan Taş Galerisi eserleri, Quyang taş işçiliğinin teknik ustalığını ve ikonografik sürekliliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.[4]

Antik Yunan İnsanlık Medeniyetinin Yegane Kaynağı Değildir

Tarih, kültür, sanat ve müzik tarihi yazımında uzun yıllar boyunca Antik Yunan’ın insanlık medeniyetinin yegâne kaynağı olarak sunulması, bilimsel verilerden çok ideolojik kabullere dayanan bir anlatı üretmiştir. Bu anlatı, Doğu’nun ve özellikle Ön Türk bozkır kültürlerinin binlerce yıllık maddi ve manevi birikimini ya tali görmüş ya da “etkisiz” olarak etiketlemiştir. Oysa son yüzyılda arkeoloji, antropoloji ve sanat tarihi alanlarında elde edilen bulgular, bu yaklaşımın artık geçerliliğini yitirdiğini açık biçimde göstermektedir.


Orta Asya’da, Altaylar’dan Tanrı Dağları’na uzanan geniş coğrafyada ortaya çıkarılan kurganlar, Ön Türk topluluklarının yalnızca askerî ya da göçebe bir yaşam sürdüğünü değil; aksine son derece gelişmiş bir estetik, teknik ve sembolik dünyaya sahip olduklarını kanıtlamaktadır. Pazırık, Esik, Arjan ve Berel kurganlarında ele geçen tekstiller, keçeler, halılar, deri giysiler ve altın süslemeler; dokumacılık, renk bilgisi ve kompozisyon anlayışının ileri bir düzeyde olduğunu ortaya koyar. Üstelik bu eserler, Yunan dünyasında “klasik” olarak tanımlanan birçok sanat ilkesinden yüzyıllar öncesine tarihlenmektedir.


Ön Türk metal işçiliği, özellikle altın ve bronz kullanımında ulaşılan teknik ustalıkla dikkat çeker. Hayvan üslubu olarak adlandırılan stil, yalnızca dekoratif bir anlayış değil; kozmoloji, güç, doğa ve hareket fikrini bir arada taşıyan bütünlüklü bir dünya görüşünün yansımasıdır. At koşum takımları, kemer tokaları, silah süslemeleri ve törensel objeler, sanat ile gündelik hayatın birbirinden ayrılmadığını gösterir. Bu durum, sanatın “saray merkezli” değil, toplumsal hafızaya gömülü olduğunu ortaya koyar.
Müzik ve ritüel bağlamında da Ön Türk dünyası, çoğu zaman tarih yazımında ihmal edilmiştir. Oysa kurganlardan çıkan çalgı parçaları, ritüel objeler ve tasvirler; müziğin yalnızca eğlence değil, inanç, ölüm ve kozmik düzenle ilişkili bir unsur olduğunu gösterir. Bu anlayış, Çin ve Mezopotamya’daki çağdaş örneklerle temas hâlindedir; ancak bağımlı değil, özgün ve eş zamanlıdır.


Çin uygarlığı ise bu büyük Doğu havzasında, Ön Türk topluluklarıyla karşılıklı etkileşim içinde gelişmiş bir başka merkezdir. Çin kabartmaları ve mezar freskleri, müzik, tören ve hiyerarşiyi belgeleyen önemli kaynaklar sunarken; bozkır dünyasının dinamik estetik anlayışıyla sürekli temas hâlindedir. Bu ilişki tek yönlü bir “etkileme” değil, iki medeniyet alanı arasında süreklilik gösteren bir alışveriştir.


Dolayısıyla medeniyetin kökenini yalnızca Yunan dünyasında aramak, hem Doğu’yu hem de Ön Türkleri tarih dışına iten indirgemeci bir yaklaşımdır. Bugün artık açıktır ki medeniyet; Çin’den Orta Asya bozkırlarına, Mezopotamya’dan Anadolu’ya uzanan çok merkezli ve katmanlı bir süreçtir. Yunan dünyası bu sürecin bir parçasıdır; fakat ne başlangıcıdır ne de tek belirleyicisidir.


Ön Türk kurganlarına, Çin kabartmalarına ve Doğu’nun erken sanat mirasına bakıldığında görülen gerçek şudur: Medeniyet, Batı’da doğmamış; Doğu’da, özellikle de bozkırın üretken ve hareketli kültürlerinde şekillenmiş, Batı’da yeniden yorumlanmıştır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Dipnotlar
[1]: Wu Hung, The Art of the Han Dynasty, Yale University Press, New Haven, 1989.
[2]: Jessica Rawson, Chinese Art: From the Neolithic to the Qing, British Museum Press, London, 2007.
[3]: Albert E. Dien, Six Dynasties Civilization, Yale University Press, New Haven, 2007.
[4]: Li Zhiyan, Stone Carving Traditions of Quyang, Cultural Relics Publishing House, Beijing, 2004.

Yorum bırakın