14 Mart 1919 Tıbbiyelilerin İşgal Kuvvetlerine Olan Direniliş Günüdür.

Osmanlı’da Tıbbın Tarihi

14 Mart’ın Tarihî Kökeni (1827)
Tıp Bayramı’nın kökü aslında Osmanlı dönemine kadar gider.
14 Mart 1827’de, II. Mahmud döneminde. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin önerisiyle, İstanbul’da Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adlı ilk modern tıp okulu açıldı. Bu tarih, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilir.

14 Mart 1919: Asıl Tıp Bayramı Nasıl Doğdu?

Tıp Bayramı’nın gerçek anlamını kazanması 1919 yılına dayanır. O dönemin şartları şöyledir; Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmıştı.
İstanbul işgal altındaydı. İstanbul 1 Kasım 1918 tarihinde işgal edilmeye başlandı. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı yenilgiye uğradıktan sonra Mondros Ateşkesi 30 Ekim 1918’de imzalandı. Ateşkese göre İtilaf Devletleri, “gerekli gördükleri yerleri işgal etme” hakkına sahipti. Ertesi gün, 1 Kasım 1918’de İngiliz, Fransız ve İtalyan birlikleri İstanbul’a girmeye başladı. İstanbul’un işgali fiilen 1918‑1923 yılları arasında devam etti; özellikle İngiliz askerleri şehri kontrol etti, Boğaz ve limanlar üzerindeki hâkimiyetlerini sürdürdüler. Askerî Tıbbiye İngiliz askerleri tarafından kontrol ediliyordu.

İstanbul’un İşgal Günlerinde 1919’lu Yıllar

Yeniden 1919’lu yıllara gelecek olursak; Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrıldığı günlerde İstanbul işgal altındaydı. İngiliz donanması toplarını şehre çevirmiş halde Haydarpaşa açıklarında demirlemişti. Limana yakın konumda bulunan dönemin tıp fakültesi Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binasına da işgal kuvvetleri el koymuştu.

Ancak Tıbbiyeli gençler bu duruma sessiz kalmamaya karar verdi. Başlarında Hikmet Boran bulunan öğrenciler işgali protesto etmek üzere örgütlendiler. Üniversitenin yaptığı arşiv çalışmaları ve tanık anlatımlarına göre, İngiliz kuvvetleri eyleme katılan öğrencileri tutukladı.


Fakat öğrenciler savunmalarını hazırlamıştı.
14 Mart 1827, Osmanlı’da modern tıp eğitiminin başladığı tarih kabul ediliyordu. Bu nedenle, “Biz her yıl 14 Mart’ı kutlarız” diyerek eylemlerinin bir anma olduğunu söylediler. İşgal kuvvetleri bu gerekçeyi sineye çekmek zorunda kaldı.

Tıbbiyelilerin Millî Mücadeledeki Rolü

Tıbbiyeli gençler yalnızca İstanbul’daki protestolarla yetinmedi.
Millî Mücadele’nin en önemli toplantılarından biri olan Sivas Kongresi’ne de tıbbiyelileri temsilen Hikmet Bey katıldı.
Kongrede, bazı delegeler İngiliz veya Amerikan mandası fikrini tartışırken, genç tıbbiyeli söz alarak kürsüye çıktı ve büyük bir kararlılıkla şöyle seslendi:
“Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, kim olursa olsun reddederiz. Farzımuhal siz kabul ederseniz sizi de reddederiz!”


Bu sözler üzerine Mustafa Kemal Atatürk ayağa kalkarak gençliğe duyduğu güveni dile getirdi ve tarihe geçen şu kararlılığı vurguladı:

Tıbbiyeli gençler sadece Sivas Kongresi’nde değil, Kurtuluş Savaşı’nın her cephesinde aktif rol alırlar. Doktor olarak yaralı askerleri tedavi ederler, tıbbi malzeme taşırlar ve cephe gerisinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesini sağlarlar. Birçok tıbbiyeli bu mücadelede şehit düşer.


“Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!”

Tıbbiyelilerin Kurtuluş Savaşı’ndaki Mücadelesi:

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, sağlık hizmetlerinin tüm yurda yaygınlaştırılması için çalışmalar başlar. Yeni hastaneler açılır, sağlık personeli yetiştirilir ve halk sağlığının korunması için önlemler alınır.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından verilen bu mücadele, aslında cephedeki askeri zaferi taçlandıran “sosyal ve biyolojik bir bağımsızlık savaşıydı.” Savaştan çıkan yorgun, fakir ve nüfusu azalmış bir milletin ayağa kalkabilmesi için önce sağlıklı olması gerekiyordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Anadolu’nun dört bir yanında sağlık alanında devrim niteliğinde adımlar atıldı.  Bu dönemde, sağlık hizmetlerinin tüm yurda yaygınlaştırılması ve halk sağlığının korunması en öncelikli hedeflerden biri haline getirilmesi için sağlık seferberliği başlatıldı.  Sıtma, trahom, verem ve frengi gibi dönemin en büyük halk sağlığı sorunlarıyla mücadele etmek amacıyla özel dispanserler ve mücadele teşkilatları kuruldu. Atatürk, bu mücadeleyi yakından takip ederek sağlık çalışanlarına destek oldu.
Sağlık personelinin yetiştirilmesi için tıp fakülteleri ve hemşire okullarının sayısı artırıldı, mevcut kurumlar modernize edildi.  Bu sayede, yetişmiş sağlık personeli açığı kapatılmaya çalışıldı ve sağlık hizmetlerinin kalitesi yükseltildi. Atatürk, bu eğitim kurumlarını sık sık ziyaret ederek öğrencileri ve öğretim görevlilerini teşvik etti.


Ayrıca, modern hastaneler ve numune hastaneleri inşa edilerek halkın sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıldı.  Halk sağlığının korunması için hijyen ve sanitasyon önlemleri alındı, aşı kampanyaları düzenlendi ve anne-çocuk sağlığına yönelik hizmetler geliştirildi.


Atatürk’ün “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” ve “Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister” sözleri, bu dönemde yürütülen sağlık politikalarının temel felsefesini oluşturmuştur. Onun önderliğinde atılan bu temeller, bugünkü modern Türk sağlık sisteminin oluşmasında büyük rol oynamıştır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Yorum bırakın