
Eğer insanlık sanatın peşinden gitseydi, savaşlar olmazdı. Bugün müzik, resim, yetersiz, dans, tiyatro, el sanatları ise hiç baksedilmeyen; kısacası sanat diyebileceğimiz duyguyu işleyen, düşünceyi biçimleyen her şey, okullarda dahi eğitimi verilmeyen köhne bir bakışın içine hapsedilmiş durumda. Bu nedenle insanların üretip tükettiği değerler arasında sanatın payı giderek azalıyor. Sonuç olarak barbar bir dilin ve savaşların dünyaya hâkim olması şaşırtıcı değil.
Bu cümleler bir tespit değil yalnızca; bir neden–sonuç zincirinin özetidir. Bugün şikâyet ettiğimiz toplumsal çürümenin, iletişim dilindeki hoyratlığın, insan ilişkilerindeki değersizleşmenin kökeni burada yatar.
Sosyal Medya Bir Sebep Değil, Bir Sahnedir
Yüzyılımızda sıkça dile getirilen bir kolaycı açıklama var:
Her şeyin suçlusu sosyal medya, internet, ekranlar.
Oysa sosyal medya insanı bozmaz; olanı görünür kılar.
Narsizmi üretmez; besler.
Ego patlamasını yaratmaz; sahneye taşır.
Vurdumduymazlığı icat etmez; meşrulaştırır.
İnsanın iç dünyası boşaltılmışsa, duygusu köreltilmişse, düşünce kurma yetisi gelişmemişse; ekran yalnızca bu eksikliği büyüten bir aynaya dönüşür. Sorun araçta değil, insanın inşasındadır.
Eğitim Sistemi: Sınav Endeksli Bir Daraltma Mekanizması
Bugünün eğitim sistemi; öğretmeni, veliyi ve çocuğu aynı çemberin içine alarak tamamen sınav endeksli bir anlayışa sürüklüyor. Okul, artık bir eğitim kurumu değil; dershane mantığıyla işleyen bir eleme merkezi gibi çalışıyor.
Bu yapı içinde:
Müfredat daralıyor
Tercih sistemi ayrıştırıyor
Sanat, kültür ve estetik “gereksiz” ilan ediliyor
Müzik ve resim derslerinin haftada bir saate sıkıştırılması, lisede seçmeli hâle getirilmesi, birçok okulda fiilen yok sayılması bir ihmal değil; bilinçli bir öncelik sıralamasıdır. Bu sıralamada sanat en alta yazılmıştır.
Bu yüzden senin cümlendeki “yetersiz” kelimesi bir hata değil, bir teşhistir.
Tevhid-i Tedrisat ve Kaybolan Bütünlük
Tevhid-i Tedrisat, yalnızca okulları birleştiren bir yasa değildi; eğitimi eşit, bütüncül ve kamusal bir anlayışla kurma iradesiydi. Atatürk Cumhuriyeti’nde eğitim; aklı, bedeni, estetiği ve toplumsal sorumluluğu birlikte düşünüyordu.
Bugünün eğitim anlayışı ise parçalıdır:
Dersler ayrıştırılmış:
* Zihin bölünmüş,
* Çocuk erken yaşta tek bir “başarı” tanımına hapsedilmiş, bu haliyle zihinleri biçimlrnetek, müzik, resim gibi dersleri gereksiz gören bir tepkisel bakışa sahiptirler.
Bu parçalanma, insanın iç bütünlüğünü de parçalamış, beraberinde bedenen ve ifade ile herkese ve her değere karşı ilgisiz, saygısız ve nobran bir tavır içinde yaş almaya başlamışlardır. İşte bu yapı içerisinde serpilerek bu vatanın, düntanın yeni sakinleri olacak bu zihniyet, bugün “ilkrl” diyetek kendimize göre çok da medeniyetten uzak zannettiğimiz o devre ait anladığımız ilkelliği dahi yakalayamauacak, -yaratık diyebileceğimiz-, her değerden uzak bir insanlığa doğu adım atacağı aşikârdır.
Köy Enstitüleri ve Çoklu Zekâ İnşası
Köy Enstitülerinde çocuklar:
* Dans edebiliyordu,
* Çalgı çalabiliyordu,
* El sanatları üretebiliyordu.
Bedeniyle, sesiyle, emeğiyle öğrenebiliyordu
Bu, bugünün kavramsallaştırmasıyla çoklu zekâ inşasıydı. Ama o dönem bunun adı teori değildi; yaşamdı.
Bugün okullarda çoklu zekâ anlayışıyla bir eğitim mümkün değil. Çünkü sistem:
* Zekâyı küçültüyor.
* Hareketi sınırlıyor.
* Bedeni susturuyor.
* Duyguyu bastırıyor.
Ortaya çıkan şey; tek bir parmakla tuşa basan, tek bir kalem oynatmasıyla kutucuk işaretleyen bir zihindir. Bu zihin üretmez; uyum sağlar. Sorgulamaz; ezberler. Dönüştürmez; itaat eder.
Sanatın Yokluğu, Şiddetin Dilidir

Sanat; duyguyu işleme, düşünceyi biçimlendirme alanıdır. Bu alan ortadan kalktığında:
* Dil sertleşir,
* Empati zayıflar,
* Şiddet sıradanlaşır.
Sanat eğitimi almamış bir toplumda savaşın normalleşmesi tesadüf değildir. Çünkü sanat, insanın içindeki barbarı terbiye eden tek güçtür.
Bu yüzden senin son cümlen yalnızca bir sonuç değil, bir kaçınılmazlıktır:
Sonuç olarak barbar bir dilin ve savaşların dünyaya hâkim olması şaşırtıcı değil.
Ve insanı hayattan çıkaran her düzen, eninde sonunda savaşı üretir.
Bu metin bir öneri metni değildir.
Bir reform çağrısı hiç değildir.
Bu metin bir hafıza yoklamasıdır.
Sanatı eğitimden çıkaran bir sistem, insanı da hayattan çıkarır.
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı