
N u t k u m u z T u t u l u y o r !
Nutkumuz tutuluyor,
düğüm düğüm olmuş boğazımız!
Hep, ta göğsümüzün arasına sıkışıp kalmış bir hıçkırık,
çıkmıyor işte çıkmıyor!
Bu yorgun ve bitap bırakılmak istenişimizin altında yatan gerçek,
bir milletin diriliş öyküsüne kadar dayanıyor!
Nutkumuz tutuluyor kaç zamandır;
tam ağzımızı açacak oluyoruz,
batırıveriyorlar tenimize…
Bu akrepten mütevelli üretilmiş zehir;
nice yılanın, çıyanın yuvasını yapan, zifiri karanlık;
kuytu, rutubetli ve de kokmuş işlerine bulaştırılmış bir kokteyli koyuverince her bir masaya;
şöyle elinizin tersiyle vurup
siz yuvarladıkça geldiği yere, … artık nasıl dönüyorsa nevri, kalkıp hıncından pusular kuruyor!
Kaç düzendir beslenmiş bu hoyrat;
kurdurmuşlar düzenine düzen,
sanmış ki kendini,
o beklenen, göklerden inen!
Hatta oturmuş o bilgisiz, görgüsüz, kültürsüz haliyle sanıyor ki destan yazıyor!
Israrla palazlandırılmış o bir şeye benzemez güdük uzuvları, salıverilmiş ya sokâğa, kendini Külhanbeyinde arıyor!
Kim kimdir ki nedir ki?
Nasıl da peydahlanmış bak sen!
Kendini adamdan sanıyor!
Öyle bir taş olup bir kafayı yaramayacağı yerde, elindeki değnekle hükmüne ferman arıyor!
Nutkumuzu tutan gerçek;
durmadan övündüğünden
nice aklın, zekânın varlığında
milyonlara bedel bir ülkede,
gölgesi dahi olmayan bir avuç çapulcunun, hainin, sırtlan yavrusunun nefes alması!
Nutkumuzu tutan gerçek bize yapılanlar ve sesimizin çıkmayışına her zaman rastlıyor olmamız!
Nutkumuzu tutan gerçek, kıyıdan gittikçe uzaklaşan ruhumuz, bedenimiz ve de cesaretimiz!
Nutkumuzu tutan gerçek, kanımız yerdeyken artık hiç bir işe yaramayan anma törenlerimiz, yadlar, anlamsız geçerken tükenen ömürlerimiz!
Oysa tam arkamızda öyle cesur, korkusuz, nutkun bizatihi kendisi, bir insanlık timsali gölgemiz varken,
nasıl tutulur değil mi ki nutkumuz!
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı