
Cumhuriyetimizin her alanda yetiştirdiği insanlarımızın hayatlarına baktıkça hep aynı şeyi görüyorum. Bu insanlar önlerine hangi meslek gelirse onu en iyi şekilde yapmak istemişler. Tek bir işleri olmayınca pekçok meslekleri olmuş. Bir taraftan hayatta kalma mücadelesi, seçtikleri ve üstünde uğraş verdikleri işleri sayesinde zenginleşmelerine çoğalmalarına, ufuklarını açmalarına vesile olurken, diğer tarafta bu insanları geliştirmiş, renklendirmiş, görgülerini artırmış, memleketi güzelleştirmiş. Bu insanlar onca zorluklara rağmen hayatı çekilir hale getirmişler!..
Bu insanlarda birbirlerine karşı muazzam bir sevgi, saygı, paylaşma, uzlaşma var. Ülkenin ve kendi şartlarının zorluğu, yokluk, eğitimsizlik gibi sorunlar olsa da, genç cumhuriyetimizin insanları dinamik, üretken, çalışkan, hassas, samimi, duyarlı, içten, sevecen… Çok derin ve birbirine iyi duygular besleyen insanlar görüyorum ben bu yaşamlarda. Bu hayatları okudukça hayran oluyor, kaybettiğimiz nice insani değerlerin farkına daha çok varıyorum.
Kıymetli sanatçımız, baterist Vasfi Üçaroğlu’nun hayatının özetini okuyunca ve bir müzisyenin bu kadar çok filmde rol aldığını görünce, onu sadece müzisyen olarak değerlendirmenin kendisine büyük haksızlık olacağını düşünmeden edemedim. Fakat Atatürk cumhuriyetinin yetiştirdiği insanlar hep böyle; sürekli kendini aşan, yeniliklere açık, mücadeleci, azimkâr, çalışkan, korkusuz!.. Demek ki, Gazi Atatürk’ümüzün varlığının daha çok hissedildiği yıllarda, yurdum insanının değer yargıları, derinliği, kendini geliştirmek için verdiği mücadele de ne kadar üst seviyedeymiş! Bakınız, genç cumhuriyetimizin nüfusuna adını düşürmüş kime baksanız bu hep böyle! Çok değerli insanlar bu insanlar, tanıdıkça önlerinde eğilirsiniz!
Vasfi Uçaroğlu, Hüseyin Avni Baradan, Bahri Beyat’ın hayatları bana bunu öğretti! Ne güzel insanlarmış! Bir de bu isimlere ek olarak Orhan Boran’ı çalışacağım. Bu dört değerli sanatçımızın ortak özelliği, kendi seçtikleri ya da şartların seçtirdiği mesleklerini en iyi işleyerek kendilerinden bir sanatçı yaratnaları!… Hepsinin bir diğer ortak yazgısı ise 30 Haziran’da hayatlarını kaybetmiş olmaları. Bu tarihi elem buluşmadan yola çıkarak, ilk üçünün hayatını araştırdığımda çok duygulandım. Bir biyografi kitaplarının dahi yazılmamış olması bana başka bir hüzün verdi! Oysaki devletimizin böylesi değerli sanatçıların hayatını kaleme aldırmalı ve o hayatı Türk halkına okuması için hediye etmeliydi. Haydi böyle bir çalışmadı başlatmayı devlet büyükleri düşünemedi, sanatçıların doğdukları şehirlerin yerel yönetimleri, o şehrin ileri gelenleri, sivil toplum örgütleri, bu milletin evlatlarına ve onların isimleriyle bıraktığı mirasa sahip olma konusunda örnek bir davranış gösteremez miydi? İşte nice değerlerimiz, böyle yaşamış, üretmiş ve çekip gitmiş! Onları yazmadıkça, anmadıkça, gelecek nesillere aktarmadıkça, azalan, yok olan, ölen bizleriz! Söyleyecek söz çok var da, olumsuzlukları söylemekten, olmasını istediğim nice başlıkları hatırlatmaktan, düzelmediğini gördükçe yoruldum! Fakat, dün bu güzel insanlar sayesinde çok güzelmiş! Onlar yaşadıkları dönemin şartlarında belki kıt kanaat, zorluklarla ve yokluk içinde mücadelelerle yaşamış olsalar da; çok mutlu, seviyeli, görgülü, birbirlerine saygılı, iyi niyetli, çalışkanlıklarını sadece kendileri için değil, memleket menfaatlerini en önce tutarak, bilinçle, hayattan keyif almasını da bilerek yaşayan yurdum insanlarıymışlar! Hepsinin ruhları şad olsun!
İnsan bir müzisyenin bu kadar çok filmde rol aldığını görünce, onu sadece müzisyen olarak değerlendirmenin kendisine büyük haksızlık olacağını düşünmeden edemiyor! Fakat Atatürk cumhuriyetinin yetiştirdiği insanlar hep böyle; sürekli kendini aşan, yeniliklere açık, mücadeleci, azimkâr, çalışkan, korkusuz!..









Silvan Güneş
Biyografi Yazarı