Doğan Hızlan’ın O Yazısı Benim Biyografi Yazarı Olmamda Büyük Etkendir

Sayın Doğan Hızlan’ın “Bir Biyografi Yazarı Aranıyor” başlıklı 2003 yılında yazdığı yazısı beni o kadar çok etkilemişti ki, yıllardır köy köy dolaşıp yaptığım halk bilim araştırmalarının yanı sıra merak duyduğum insan hayatları ve rastladığım nice insanın ders çıkartılacak hayatları ne yazık ki kayıt altına alınamadan yok olup gidiyordu. Biyografisini yazdıran, fakat eline “işte bu senin biyografin” diye eline tutuşturulan merhum Sakıp Sabancı’nın bir TV kanalında “Dört kere hayatımı yazdırdım, fakat okuduğum hiç bir kitapta anlatılan ben değildim!” demesi, kulaklarımda çınlıyor ve “en sonunda ben de kalktım kendi hayat hikâyemi kaleme aldım” diyen Sakıp Sabancı gibi değerli bir girişimcinin ülkemizde biyografi yazarlığı açığını gözler önüne seren konuşması kulaklarımda çınlıyordu. Buradan hareketle daha önce okuduğum ve sonrasında bu konuda keleme alındığı iddia edilen eserleri okumaya başladım. Gerçekten de bu kitapların hiç biri bir girişimciyi gerçekten anlamamızı sağlayacak, tecrübelerinin zaman, mekân ve içinde bulunduğu şartlar doğru işlenmiş haliyle aktarabilmiş ve hatta bilimsel olarak kaynak gösterilebilecek belgelerden uzak bir dille kaleme alınmıştı. Daha sonra biyografi kitabı yazdığını iddia eden, fakat bunların da hayat hikâyesi ya da anılardan ibaret anlatımlar içeren çalışmalar olduğunu, hiçbirinin biyografik eser olarak değerlendirilemeyeceğine tanık oldum. Bu kitapları yazanların çalışma alanlarını incelediğimde ise, hayat hikâyesini yazdıracak kişiden alınan bilgileri daha sonra kendi bünyesinde çalışan bir kaç kişiyle birlikte bir ofis çalışması yapıp, her birine dağıttığı metinler üzerinden gerçeğe dayanmayan üretimler yaparak bir araya getirip, ona uygun bir kapakla hayatını yazdıran kişiye “işte bu sizin hayat hikâyeniz” diye sunduğuna tanık oldum. Kısacası, öncelikle tanınmış kişilerin, “benim hayatımı iyi yazar” diye düşündüğü ve zaten yıllarca gazeteci olarak tanıdığı kişilere yazdırdığı hayatı, tamamen o köşe yazarı gazetecinin ekininde çalışan bir kaç ofis çalışanına havale ettiği bilgilerin hayatını yazdıracak kişinin gururunu okşayacak cümlelerle bezendikten sonra ortaya çıkartılan metin yığınlarından başka bir şey değildi. Öyle ki hayatını yazdıran çoğu kişi, bunun farkında olmadığı gibi, bir gazete köşesini okuyor hissi veren bu metinlerin gerçekten kendilerini yansıtıp yansıtmadığıyla ilgilenmediği gibi, bir biyografi kitabının nasıl olması gerektiği konusunda da yeterince bilgi sahibi olmadıkları için ellerine aldıkların üzerinden yorum yapacak bir durumda da değillerdi…

Ayrıca bu kitaplar oldukça sıkıcı, konular birbiriyle kopuk ve birkaç farklı kişinin hayat hikâyesini kendilerine verilen kişinin yaşına ait bölümleri ve kitaba eklenecek konular itibariyle iş bölümü yapılarak dağıtıldığından, daha sonra hazırlanmış bu metinlerin birbirine monte edilmesi sonucu ortaya çıkarak kitap görünümü verilmiş bu metinler; akıcı olmadığı gibi, bir anda birbiriyle doğru ilişkilendirilmemiş konularla karşılaştığınız nice sayfalarla doluydu.

Tüm bunlar ve buraya aktaramayacağım nice olaylar karşısında “bir biyografi kitabı nasıl olmalıdır ve nasıl kaleme alınmalıdır” konusunda oldukça uzun araştırmalar ve kendi tecrübe ve bakış açımın da harmanında bu alanda kendi tarzımı yarattım ve ülkemizde belki de bu alanda kaleme alınmış iki örnek biyografi kitabını kaleme aldım. Bu eserleri kaleme almak elbette o kadar kolay değildi, fakat kolay da olmamalıydı zaten. Çünkü biyografi yazarlığı hayatını kaleme alacağım kişiyle, ailesiyle, iş arkadaşlarıyla, arkadaşlarıyla, kendisi hakkında söylenenler ve hakkında şimdiye kadar yayımlanmış haberlerin yanı sıra, ailenin kökleri, Osmanlı arşivleri, köklerden günümüze süre gelen ve dünyaya geldiğinden itibaren yaşadığı coğrafya, aldığı eğitim, ekonomik şartlar, demografik yapı, sanat, siyaset, kültür, halkbilimi vb pek çok konu ve bilimsel disiplinlerden de faydalanarak hayatınızı kaleme aldığınız kişinin o süreçte göstermiş olduğu varlığa ve o varlığın o sürecin içindeki katkısına olan tüm değer ve yaşanmışlıklarının nesnel bir özeti olarak ortaya konulmalıydı. Dolayısıyla benim kaleme aldığım biyografi eserini eline almalar, bu hayatın nasıl büyük meşakkatlerle işlendiğine tanık olurken, aynı zamanda bir zaman tüneli içinde bulurlar kendilerini. Roman tadında ilerleyen ve çoğu yerde kaleme aldığım kişilerin hayatlarında yer alan nice değerli konuları hak edildiği gibi işlendiği için merak ve heyecan uyandıran, sonunda da o hayata olan hak edilmiş gıptayı ortaya tüm çıplaklığı ile konulduğu eserlerdir… O yüzden benim eserlerimi okuyanların sıkılmaları ve henüz kitabın başlarındayken, kapağını kapatıp bir daha açmamaları mümkün değildir.

Bu yazıyı kaleme alırken, bu satırları okuyan okurlarımın beni çok daha iyi anlamanıza yarayacak ve Sevgili Doğan Hızlan’ın 2003 yılındaki “Bir Biyografi Yazarı Aranıyor” başlıklı çığlığındaki her bir cümleyi okuduktan sonra yukarıda yazdıklarımın haklı gerçekliğini hakkaniyetle yerine koyacaksınız. Evet ben bir biyografi yazarıyım ve yazdığım eserlerle yarattığım ekol, “edebiyatımızın öksüz çocuğu” dediğim biyografi alanında örnek gösterecek eserler olarak bir gün hak ettiği yerini alacaktır. Ülkemizde hayat hikâyesi yazan birtakım yazarlar dirsek teması ile kendilerini bazı köşe yazarlarının marifetiyle köşelerinde kendilerinden bahsettirip reklamlarını yaptırıp isimlerini parlatmaya çalışmış olsalar da, onların ortaya koydukları kitapları okuduğumda, kaleme aldıkları kitapları parlatmak için seçtikleri süslü kelimeler, gerçeği yansıtmadığı ve hayatını yazdıran kişiyi tanıyan kimseleri de şaşkınlığa çevirdiği gibi, bu kitapların hiçbiri “anı kitabı” olmaktan “biyografi” kitabı olma çizisine geçemeyecektir. Tüm bu gerçekle birlikte, şunu da söylemeden geçemeyeceğim, biyografi yazarlığı alanında kendi ekolümü yaratıp, bu konuda örnek eserler vermeye başladıktan sonra kendime “biyografi yazarı” dememden öncesine kadar kendisinin “biyografi yazarı” olduğunu söylemeyen bir kaç yazar, ilk eserim ortaya çıktıktan sonra kendilerine “biyografi yazarı” demeye başladılar. Bu hakikaten etik bir yazar duruşu olmadığı gibi biyografi yazarlığının ne olduğunu bilmeyen, kendisinin hayatı hikâyesi yazdığını söyleyen ve ortaya çıkarttığı eserler de anı kitabından öteye gitmeyen; üstelik süslü kelimelerle şişirilmiş, hayatını kaleme aldığı kişinin gerçeğini ortaya koyamayan bu çalışmaları olduğu haliyle ortadayken, yaptığı işin ne türe girdiğinden dahi habersiz bu kimselerin bir de kendilerine biyografi yazarı demesi oldukça düşündürücüdür. Ne yazık ki bu işin bir polisi, karar verici kurulu olmadığı gibi, böyle bir kurul olsa dahi orada yer almayı ve şimdiye kadar yayımlanmış kitapların doğru kategorize edilip, yazım alanlarıyla ilgili kataloglamasında katkı vermeyi çok isterdim!

Bu satırları okuyan okurlarımı biyografi yazarlığı ve bir biyografi kitabının nasıl olması gerektiği konusunda bilgilenmesi amacıyla bu yazıyı yazma gereği duydum. Umarım bu konudaki çalışmalarımı ve oldukça ciddi olan bu konuya olan dikkati çekme konusunda sizleri yeterince bilgilendirebilmişimdir.

Silvan GÜNEŞ

Biyografi Yazarı

Kaynak ve Alıntılar

Yorum bırakın