
1830’lu yıllarda İzmir’de bir süreliğine rahiplik yapan Franchis Vyvyan Jago Arrundell adındaki bir kâşif, bu süre zarfında Anadolu’da birtakım keşiflerde bulunmuş, Aydın’da gördüğü karasabanı “ilkel” tanımlayarak “Bu iki veya üç tahta kalastan yapılmış, sağlam tekerlekleri olan bir çift öküzün çektiği çift sürme aletini ilk defa gördüğünü…”[1], daha sonra yayımlanan eserinde şaşkınlıkla anlatmaktadır. Arrundell’in bu şaşkınlığı Anadolu’nun sadece o yüzyıldaki durumu değil, 1910’lu yıllarda parçalanmanın eşiğine gelmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ile arasındaki farkı anlamamızı sağlayacak basit fakat önemli bir örnektir….
19. yy.da İngilizler sadece demir sabana geçmekle kalmamış, tahta sabanı yadırgayıp ona şaşkın bakacak kadar çağın teknolojisini hayata geçirmede hızlı davranmışlar. Öyle ki “Sanayi Devrimi” olarak tarihe geçen bu devrim sadece sanayide değil, sanatta, kültürde, eğitimde kısacası hayatın her alanında yeni fikirlerle, yeni keşiflerle, yeni buluşlarla onu benimseyen bütün toplumları değiştirmiş, yenilemiş, geliştirmiş. Arrundell 19. yy.da gördüğü bizim karasabana şaşıra dursun, bugün Anadolu’nun iç kısımlarında, özellikle dağlık kesimlerinde karasabanla çift süren çiftçilerimize rastlamak mümkündür. Avrupalı bir kâşifin iki yüzyıl önce şaşırmasına neden olan o örnekle, o gün sahip oldukları teknolojiyi şimdiki gelişim düzeyimizle karşılaştırmaya kalkarsak, aradaki farkı sizler hesap edin artık…
Silvan Güneş
Biyografi Yazarı
not: 2010 yılında “Bir Anadolu Efsanesi Şefik Çerçioğlu” adlı eserden çıkartılan paragraflar…
[1] ARUNDELL, F. V. J. (1834), Discoveries İn Asia Minor İnculuding A Descriptic Of The Ruins Of Several Ancient Cities And Especially Antioch Of Posidia, s. 190-191, 1834, London.